<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443</id><updated>2011-04-21T14:03:50.658-07:00</updated><category term='zaman'/><category term='trabzonsport'/><category term='arkitera'/><category term='fetih'/><category term='atilla ilhan'/><category term='gündembe'/><category term='Gökhan BAŞAKOĞLU'/><category term='şampiyonluk'/><category term='trabzon'/><category term='nuray mert'/><category term='M.Nihat MALKOÇ'/><category term='emperyalizm'/><category term='akşam'/><category term='fatih'/><category term='ibrahim karagül'/><category term='naci bostancı'/><category term='Ahmet MUSAOĞLU'/><category term='günebakış'/><category term='hilmi yavuz'/><category term='orhan turhan'/><category term='trabzonspor'/><category term='aykut köksal'/><category term='gurbet'/><category term='yapmur'/><category term='sezai özen'/><category term='Ebubekir Gülüm'/><category term='sunay akın'/><category term='picoğlu Osman'/><category term='boztepe'/><category term='necip fazıl'/><category term='antoloji'/><category term='Gürol TONBUL'/><category term='M. Fatih Bakırdemir'/><category term='sabah'/><category term='radikal'/><category term='mustafa bayraktar'/><category term='şiir yarışması'/><category term='olcay yazıcı'/><category term='nihal özgirgin'/><category term='şair'/><category term='nihat genç'/><category term='süleyman doğan'/><category term='hüseyin alemdar'/><title type='text'>Gurbetteki Trabzonlular</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>33</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-5617806929850083904</id><published>2007-11-25T03:07:00.000-08:00</published><updated>2007-11-25T03:11:29.854-08:00</updated><title type='text'>Trabzon'un Kültürel Meseleleri</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon, Kanunî Sultan Süleyman’ın doğduğu, Yavuz Sultan Selim’in 22 yıl boyunca valilik yaptığı, Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği, Gülbahar Hatun ve Ahi Evren Dede gibi büyük şahsiyetlerin topraklarında metfun olduğu bir tarih, kültür ve sanat şehridir. Fakat günümüzde şehrin bu özelliklerini yeterince ve gereğince muhafaza edemedik. Bu gibi değerlere kayıtsız kalınınca; onların bıraktığı boşluğu hiç de onaylamadığımız, arzu etmediğimiz bir kısım çirkeflikler doldurdu. Son yıllarda Trabzon’un imajı zedelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz’in incisi Trabzon’un kültürel meseleleri her geçen gün çığ gibi büyüyor. Her şeyden evvel Trabzon’da bir kültür merkezi ve konferans salonu eksikliği vardır. Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi yıkıldı. Yerine yeni ve daha modern bir kültür merkezi yapılacaktı. Fakat söz konusu merkezin molozlarının kaldırılması dışında henüz ciddi bir çalışma yapılmış değildir. Madem çalışmalar bıçak gibi kesilecekti o zaman bu binayı niçin apar topar yıktınız? Sırf bu yüzden Trabzon’da aylardan beri ciddi bir kültürel faaliyet yapılamıyor. Öte yandan Kızlar Manastırı’nın restore edilerek Çağdaş Sanatlar Müzesi’ne dönüştürüleceği dillendirilip duruluyor. Fakat bu alanda da somut bir atılım göremiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’da çocuklarımız, gençlerimiz ve erişkinlerimiz kitap okumuyor. Kitaplarla beslenmeyen insanların edebî duygularının gelişmesini, kültür, sanat ve edebiyat alanında derinleşmesini bekleyemezsiniz. Bu hususta sayın valimiz Nuri Okutan Bey’in tüm okullarda başlattığı “her gün yirmişer dakikalık okuma çalışması”nı takdirle karşılıyorum. İstatistiklere göre Ege ve Akdeniz bölgelerindeki öğrenciler sınavlarda daha başarılı oluyorlar. Çünkü o bölgelerin çocukları bizimkilerden daha çok okuyorlar. Onun için sınavlarda kavrama güçlüğü çekmiyorlar. Okullarda yirmişer dakika okuyan çocuk, kitapların dünyasına adım atmış oluyor. Bu, zamanla bir heves hâline dönüşüyor. Bunu evdeki okumalarla ileriye götürüyorlar. Fakat gariptir ki bu uygulamaya bile karşı çıkan sivil toplum kuruluşları var Trabzon’da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’da kültür, sanat ve edebiyat alanında maalesef ciddi teşkilatlar yok. Bir zamanlar bizler, Murat Yüksel’in öncülüğünde Karadeniz Yazarlar Birliği’ni kurmuştuk. İlk yıllarda bu teşkilat çatısı altında son derece güzel işler yapıldı. Birlik bünyesinde onlarca kitap yayınlandı.”Yunus” isimli kaliteli bir dergi çıkarıldı. Fakat bir süre sonra bu bölgenin en büyük hastalığı olan “baş olma sevdası” yüzünden söz konusu birlik “tabela birliği” seviyesine düştü. Belediye bile bu kuruma tahsis ettiği yeri geri aldı, dışarıda kaldılar. Şu anda tabela asacak yerleri bile yok. Büyük emeklerle bir yerlere getirilmiş kurum harcanmamalıydı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Son yıllarda Trabzon’da Türkiye genelinde teşkilatlanan kültür, sanat ve edebiyat oluşumlarının şubeleri açıldı. Türkiye Yazarlar Birliği, İlesam gibi… Fakat hiçbiri de ciddi işler yapamadılar. Şairleri, yazarları, kültür ve sanat adamlarını kucaklayamadılar. Yazarlardan destek bulamadılar. Daha sonra Çağdaş Yazarlar Derneği kuruldu. Aslında yeni teşkilatlar kurmak yerine, bir araya gelinip tek bir kurum oluşturulabilseydi daha faydalı olurdu. Zira birlik ve beraberlikten güç doğar. Fakat bunu bir türlü beceremediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin pek çok şehrinde çok ciddi sanat, edebiyat ve fikir dergileri çıkarılıyor. Mesela Malatya’da Türkiye çapında dağıtım ağı olan Nida ve Somuncu Baba dergileri neşrediliyor. Kayseri’de Berceste, Adana’da Güneyce, Gümüşhane’de Cümle, Bilecik’te Kardelen dergileri yayınlanıyor. Örnekleri çoğaltabiliriz. Trabzon niçin bu alanda başı çekmiyor. Trabzon’un neyi bu şehirlerden eksik ki!... Bu alanlarda öncü olamayan bir şehrin ‘kültür şehri’ olma vasfı tartışılır. ‘Kültür şehri’ ifadesini dilimize dolamakla kültür ve sanat şehri olunmaz. Kültür şehrinde her gün birkaç faaliyet olur, insanlar nereye gideceğini şaşırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Trabzon’da aylık yayınlanan hiçbir kültür sanat, edebiyat içerikli yayın organı yoktur. Kıyı dergisi iki ayda bir, Mortaka üç ayda bir yayınlanıyor. Sürmene’de Sürmene Lisesi bünyesinde Tekne isimli pırıl pırıl bir öğrenci dergisi yayınlanıyor. Bunların dışında Trabzon’da kayda değer edebi bir yayın yoktur. Bu saydığım dergilerden biri olan Kıyı dergisi belli bir kesime sesleniyor. Kemikleşmiş bir şair ve yazar kadroları var. Oysa bölgesel dergiler belli bir düşüncenin yayın organı olmamalıdır. Şayet belli bir kitleye odaklanırsanız genel okuyucu kitlesinden destek göremezsiniz. Bu durumda hatayı kendinizde aramalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’la ilgili karamsar bir tablo çizdiğimin farkındayım. Fakat kültür alanında olumlu şeyler olmuyor değil. Mesela Zeytinlik’teki eski vali konağının Vali Nuri Okutan’ın ve Faruk Özak’ın himmetleriyle sanatçılara tahsis edilmesini çok önemli bir açılım ve atılım olarak görüyorum. Bunda emeği geçenlere, özellikle Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilcisi Adnan Taç’a şükranlarımı sunuyorum. Sanatçıların tek çatı altında toplanmasına zemin hazırladılar. Fakat mühim olan bundan sonraki süreçtir. Burayı verimli kullanmak gerekir. Ramazan Bayramının son günü bu binada sanatçıların, edebiyatçıların bayramlaşma merasimi vardı. Fakat katılımcı sayısı oldukça azdı. Bu da gösteriyor ki sanatçılar bir araya gelmekte zorlanıyor. Sanatçılar birbirlerini desteklemiyorlar ki halktan destek beklesinler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Eskiden Trabzon’da ramazan aylarında kitap fuarları açılırdı. Şairler ve yazarlar Trabzon’a çağrılarak okuyucularla buluşturulurdu. Bu etkinlik yıllardan beri yapılmıyor. Ramazanlar bu yüzden sönük ve heyecansız geçiyor. Gerçi Şana’daki Dünya Ticaret Merkezi’nde birkaç kez kitap fuarı düzenlendi. Fakat organizasyondaki aksaklıklar ve beceriksizlikler yüzünden ne yayıncılar, ne de okuyucular memnun kaldı. Fuar alanı şehirden uzak kaldığı için organizasyon beklenen ilgiyi görmedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Fakat kötü örnek emsal olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yıllarda Trabzon’da şairler şöleni yapılırdı. Bu etkinlik kapsamında ülke çapında ün yapmış pek çok şair Trabzon’a çağrılırdı. Trabzonlu şairler de bu organizasyonda yerini alırdı. Kitaplarda şiirlerini okuduğumuz ve büyük hayranlık duyduğumuz şairlerle yüz yüze konuşma imkânı bulurduk. Şölenlere katılan şairlerin şiirleri kitap haline getirilerek ilgililere ücretsiz dağıtılırdı. Bu faaliyetler şehre özgün bir kimlik ve hareket kazandırırdı. Yok artık böyle şeyler… Peki, ama neden? Bu kentin sanat damarı mı kurudu? Ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan evvelki yerel yöneticiler belediye bünyesinde yüzlerce kitap yayınlayarak, bunları ücretsiz olarak halka dağıtırlardı. Bunun için belediyenin kasasından bir kuruş çıkmazdı. Hayırsever insanların desteğiyle yapılırdı bu işler… Gerçi bu dönemde de birkaç ciddi kitap yayını gerçekleştirildi. Fakat bu yeterli değildir. O dönemde Trabzon çeşmelerle donatılmıştı. Fakat günümüzde o çeşmelerin muslukları bile söküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel yönetimler sanata destek vermelidir. Eskiden Trabzon’da kültür sanat faaliyetleri bugünle kıyaslanamayacak kadar yoğundu. Belediyenin öncülüğünde büyüklere yönelik şiir ve kompozisyon yarışmaları yapılırdı. Bu yarışmalara yurdun dört bir yanından insanlar katılırdı. Bunlar son dönemde bıçak gibi kesildi. Birkaç ses yarışmasıyla yetinildi. Oysa marifet iltifata tabidir. Siz şaire, yazara, sanatçıya destek vermezseniz, yeri gelince onları yarıştırarak ciddi bir rekabet ortamı oluşturmazsanız, teşvik etmezseniz sanat ağacının kökleri kurumaya yüz tutar. Böylece popüler kültür asırlık değerlerimizi siler süpürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın kendine göre bir düşünce dünyası vardır. Düşünceler tehdit unsuruna dönüşmedikçe masum sayılırlar. Bizler Yunus’un sevgisiyle, Mevlana’nın hoşgörüsüyle büyüdük. Son yıllarda şehrimizde yapılan festivallere belli görüşteki şairler çağrılıyor. Bu şairler de bizim insanlarımız, onlar da çağrılsın. Onların başarılarıyla da gurur duyuyoruz. Fakat bizler bu şehirde yıllardan beri yok sayılıyoruz. Şahsen 17 yıldan beri bu alanda kalem oynatıyorum. Şiir, hikâye, deneme, makale yazıyorum. Türk edebiyatına hizmet ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni İstanbul’daki edebiyat çevreleri Trabzon’dakilerden daha çok tanıyor. Bugüne kadar 25 tane ödül kazanan bir edebiyatçının yok farz edilmesi beni yaralıyor. Mersin’de festival oluyor, beni çağırıyorlar, Nevşehir’de, Kapadokya’da festival oluyor, beni çağırıyorlar. Oralarda Trabzon’u temsil ediyorum. Fakat beni ben yapan topraklarda bu gibi kültürel faaliyetlere çağrılmıyoruz. Böyle davrananlar sanatı bile politize ediyorlar. Sonra da hiç sıkılmadan ‘Sanat evrenseldir’ diyorlar. Doğrusu bu çelişkiyi anlamakta zorlanıyorum. Gelin Trabzon için bir araya gelelim, her alanda bu şehri ileriye taşıyalım. İyisiyle, kötüsüyle bu şehir bizim… Gidebileceğimiz başka Trabzon yok. Bu böyle biline… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;strong&gt;M. Nihat MALKOÇ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-5617806929850083904?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/5617806929850083904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=5617806929850083904' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5617806929850083904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5617806929850083904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzonun-kltrel-meseleleri.html' title='Trabzon&apos;un Kültürel Meseleleri'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-6223086987961659371</id><published>2007-11-11T06:01:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:19.128-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günebakış'/><title type='text'>Zaloğlu Rüstem olsan hikâye!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RzcM-6TZwwI/AAAAAAAAALo/1lWPae4xkf4/s1600-h/yavuz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131584575354028802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RzcM-6TZwwI/AAAAAAAAALo/1lWPae4xkf4/s200/yavuz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1489 yılında Trabzon valiliğine getirilen Yavuz Sultan Selim tarih ve edebiyatın yanında spora da büyük önem verirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ata binmekte, silah kullanmada ve de özellikle ok atmakta çok usta idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavuz, Trabzon’un Kavakmeydan semtini ok meydanı olarak kullanırdı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Burada hem kendisi ok atar, hem de ok atma öğrenimi ve yarışmaları yapılırdı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Rekorlarına erişilmesi imkansız üstatların en fazla önem verdikleri konu idmandı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sürekli ve düzenli idman en kaliteli sporcuların yetişmesi için vazgeçilmezdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Çünkü daha o dönemde “sen idmanı bir gün bırakırsan, idman seni yirmi gün bırakır” ilkesi her sporcunun beynine işleniyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Okçulara verilen talimatnamede düzenli çalışılması ve tekniğe önem verilmesi şu cümlelerle ifade edilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her gün meydanda 300 kez sabah, 300 kez öğleden sonra ve 300 kez de akşama yakın ok atasın. Bir ay böyle idman edesin bir gün dahi ara vermeyesin. Bu şekilde idman yapıp anlatılanlara uymazsan, Zaloğlu Rüstem olsan da başarılı olamazsın. Çünkü ok, kuvvet ile değil teknik ile atılır…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esnaf ve Sanatkarlar odası tarafından bastırılan “Ahiliğin Trabzon’daki izleri” adlı kitapçıkta yer alan yukarıdaki bilgiler geçmişten bir anı olmaktan öte, günümüz gençleri için de bulunmaz bir örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarılı olmak için çok çalışmanın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığın işin tekniğini öğrenmenin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece yetenekle bir yere varılamayacağının belgesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben çok kabiliyetliyim idman yapmasam da olur” diyerek kaytarmakla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bendeki akıl kimde var?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders çalışmasam da başarırım” demekle,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve de yılda ortalama bir trilyon aldığı halde futbol oynamaya sadece 90 dakika koşmak sanıp işin tekniğine Fransız kalmakla bir yere varılamayacağının yüz yıllar öncesinden kalan kanıtıdır!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Gözden Kaçamayanlar / Güne Bakış&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-6223086987961659371?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/6223086987961659371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=6223086987961659371' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6223086987961659371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6223086987961659371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/zalolu-rstem-olsan-hikaye.html' title='Zaloğlu Rüstem olsan hikâye!'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RzcM-6TZwwI/AAAAAAAAALo/1lWPae4xkf4/s72-c/yavuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-7939345675701927721</id><published>2007-11-11T05:43:00.000-08:00</published><updated>2007-11-11T05:45:48.181-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='picoğlu Osman'/><title type='text'>Kemençenin Ordinaryüsü: Picoğlu Osman</title><content type='html'>&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/EybZ6jP2mOA&amp;amp;rel=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/EybZ6jP2mOA&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-7939345675701927721?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/7939345675701927721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=7939345675701927721' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/7939345675701927721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/7939345675701927721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/kemenenin-ordinarys-picolu-osman.html' title='Kemençenin Ordinaryüsü: Picoğlu Osman'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-5378204655346840517</id><published>2007-11-06T02:52:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:19.291-08:00</updated><title type='text'>Bu da bizim 11'imiz</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RzBHpvjyApI/AAAAAAAAALg/Dzc7NCp_Dn8/s1600-h/k_Gokhan_Gok_Huseyin_avni_aker_tel_orgusuz.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129678758041748114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RzBHpvjyApI/AAAAAAAAALg/Dzc7NCp_Dn8/s400/k_Gokhan_Gok_Huseyin_avni_aker_tel_orgusuz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;İşte bizim 11'imiz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Görele Derekuşçulu Katip Şadi. Özellikle Görele usulünün yaşayan en büyük üstadlarından. Bu mücadele esnasında yaşı itibari ile kalede durması sağlık bakımından zorunlu olsa da etkisi büyük olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Savunmanın solunda Koryanalı Hüseyin. Koryanalı Hüseyin özellikle defansın sağında görev yapacak olan Emin'le iyi bir ikili. Avusturya'daki ve ardından Almanya'daki kariyeri ona çok şeyler katmış bir isim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Savunmanın sağında Koryanalı Emin. Koryanalı Hüseyin'in minik takımdan bu yana arkadaşı. Paf'ta birlikte yıldızları parlayan ikili daha sonra da beraber yürüdüler. Hüseyin ve Emin bu mücadelede takımı ateşleyebilecek iki isim olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Savunmanın göbeğinde Salanoylu Mehmet. Maçka'nın bu hırçın evladı özellikle iyi yer tutuşu ile takıma önemli katkıları olacak bir oyuncu. Ayrıca uzun süre Zeytinburnu'nda gösterdiği yüksek performans ve güçlü kondisyonu onun tercih edilmesinin diğer sebepleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Salanoylu Mehmet'in hemen yanında Rizeli Sadık bulunmakta. İstanbul'da önemli bir etkisi olan Rizeli Sadık Başbakan'ın hemşerisi olması itibari ile de hükümetle iyi ve yakın ilişkileri olan biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Orta sahanın göbeğinde Görele Ardıç'tan Durkaya Kemal, nam-ı diğer İpşir. Derekuşçulu Katip'in hemşerisi olan İpşir özellikle driplingleri ve derinlemesine pasları ile tanınan bir isim. Rakip defansın arasından sıyrılmada usta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Sol kanatta muhteşem solak Yusuf Cemal. Yusuf Cemal sağ kanadın usta ismi Cidali Çamurali'nin öğrencisi olmakla birlikte kendine has üsluplar geliştiren, her zaman yeniyi deneyip kendini yukarı taşıyan bir isim. Takımın muhteşem solağı. Bitirici hamlelerin usta ismi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Sağ kanatta Çamurali. Gerek kendine has üslubu, gerekse diğer futbolculardan esinlenip zamanla geliştirdiği taktikleri ile zamanın büyük ustalarından. Sol kanattaki öğrencisi Yusuf Cemal'le de iyi bir ikili görüntüsü çiziyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Orta sahanın diğer bir ismi ise Sidiksalı Şevket. Bu usta isim özellikle rakip savunmayı hallaç pamuğu gibi atmak olarak açıklayabileceğimiz tekniğin bulucusu ve uygulayıcısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak hücumda iki usta isim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Usta isim Karadereli Halil, nam-ı diğer Karaman. Kandahorlu Kuyucuoğlu ile Tuzcuoğlu'nun öğrencisi olup kendine has stili ile bir çok kişiyi etkilemiş ve kendine saygın bir yer edinmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Karadereli Halil'in öğrencisi Picoğlu Osman. Lakabını ustası vermiştir. Ustasının kızdığı bir anda kendisine bu şekilde seslenmesi sonucu o bu ismi almıştır. Bir nevi hiciv ve saygı ifadesi. Usta çırak geleneğinin son temsilcilerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedekler ise Fiyakalı Enişte Erkan, Ağasarlı Sait, Çaykaralı Sinan, Meksilalı Ferhat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da bizim 11. Salon aydını değil halkın içinden isimler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlı olsun... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bahadır BİLGE&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; / tasmedrese61@hotmail.com&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-5378204655346840517?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/5378204655346840517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=5378204655346840517' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5378204655346840517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5378204655346840517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/bu-da-bizim-11imiz.html' title='Bu da bizim 11&apos;imiz'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RzBHpvjyApI/AAAAAAAAALg/Dzc7NCp_Dn8/s72-c/k_Gokhan_Gok_Huseyin_avni_aker_tel_orgusuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-7925645023434032380</id><published>2007-11-05T02:19:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:19.398-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gurbet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orhan turhan'/><title type='text'>Trabzon’dan Gurbete Name (Fıkra Derleme-Manzume)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry7uufjyAnI/AAAAAAAAALQ/DFc3wANufVA/s1600-h/16651_k_7883.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129299508134543986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry7uufjyAnI/AAAAAAAAALQ/DFc3wANufVA/s400/16651_k_7883.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Uy sevgili uşağum!&lt;br /&gt;Gelecekteki kuşağum&lt;br /&gt;Önce selam ederum&lt;br /&gt;Sora mektubuma başlarum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haçan korkma uşağum!&lt;br /&gt;Mektubumi yavaş yazayrum.&lt;br /&gt;Çünkim biliyrum ki okuman zayuftur&lt;br /&gt;Cabuk okuyamazsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden sual edersen,&lt;br /&gt;Buban nasildur dersen;&lt;br /&gt;Ne ettuğumi oğrenmek istersen&lt;br /&gt;Allahuma pin şükür iyiyum.&lt;br /&gt;Yeni bir iş buldum çalişiyrum&lt;br /&gt;Emrumda binbeşyüze yakin çalışan var,&lt;br /&gt;Her gün başlarinda oturayrum&lt;br /&gt;Hepsi kendi haline sessuz sedasuz&lt;br /&gt;Baziları da var kimsesuz,&lt;br /&gt;Kendi hallerunde yalanuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladumm!&lt;br /&gt;Merak edeysun ne iş buldumi da,&lt;br /&gt;Söyleyeceğum patlama da;&lt;br /&gt;Kos kocaman bi pekçi oldum,&lt;br /&gt;Bizum silukli mezarlunda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde havalar çok iyi getti&lt;br /&gt;Keçtumuz hafta buriya sadece iki defa yağmur yağdi&lt;br /&gt;Piri pazartesiden perşembeye,&lt;br /&gt;Oburi perşembeden pazara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızmidur erkekmidur sorma da&lt;br /&gt;Bacin Fadimenin karni burnunda&lt;br /&gt;Cinsiyedi belli deyul da&lt;br /&gt;Hacan bu yuzden soyleyemeyeceğum saa&lt;br /&gt;Dayi mi oldun teyzemi da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizum ilçeye bi sinema açilmiş&lt;br /&gt;Sinemaya gidenler hep açilmiş saçilmiş.&lt;br /&gt;Merak etme biz gitmiruk&lt;br /&gt;Çunki kapidaki görevli biletleri hep yırtaymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra geldi koti haberle………….&lt;br /&gt;Köyden bahriyede askerluk eden beş uşaği da kaybettuk.&lt;br /&gt;Pindukleri deniz alti bozilmiş,&lt;br /&gt;Motori durmiş&lt;br /&gt;Bizum becerikli uşaklar aşağu inerek,&lt;br /&gt;Deniz altiyi itekleyup çaliştirmak istemiş…&lt;br /&gt;Sora da olan olmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde burada hırsızlık olaylari da artti.&lt;br /&gt;Bizum arabayi da kapidan hırsız aldi kaçti&lt;br /&gt;Uzülme yakinda bulunacak.&lt;br /&gt;Kardaşun, hırsız kaçayken plakasıni yazup aldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardaşun Ayşe iki kulağuni da utilen yakti&lt;br /&gt;Çok korktuk hemen toktora koştuk.&lt;br /&gt;Toktor sordi&lt;br /&gt;Bu nasil oldi?&lt;br /&gt;Dedi uti yapayken telefon çaldi.&lt;br /&gt;Toktor dedi obur kulağun nasil yandi?&lt;br /&gt;Dedi o da ambulans çağıriyken oldi.&lt;br /&gt;Toktor hem güldi hemde pansuman etti.&lt;br /&gt;Tam o sırada doktorun telefoni aci aci çaldi&lt;br /&gt;Ariyan emicen idi&lt;br /&gt;Acele doktori isteyidi&lt;br /&gt;Meğer emicenin oğli İlyas&lt;br /&gt;Oynayken yutmiş bi makas&lt;br /&gt;Bu toktor çok eyi çok has.&lt;br /&gt;Doktor işuni gücuni bırakıp çıkayken&lt;br /&gt;Telefon tekrar çaldi.&lt;br /&gt;Arayan yine emicen idi&lt;br /&gt;Gelmene gerek yok toktor&lt;br /&gt;Komşida başka bi makas var idi oninkini alduk dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya boyle uşağum,&lt;br /&gt;Emicen Temel de köyde bi bakkal açti.&lt;br /&gt;Sürumden kazanmak için&lt;br /&gt;Otuza alduğuni yirmibeşe verup&lt;br /&gt;Köyliya kucak açti.&lt;br /&gt;Bi sabah da erkenden köyden kaçti.&lt;br /&gt;Sorada örenduk ki borci boyuni aşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük emicen İdrisi muhtar seçtuk.&lt;br /&gt;Okumiş adamdur diye bütun oyları oğa verduk.&lt;br /&gt;Keçen gün hepumizi zelzeleye karşi aşi ettirdi.&lt;br /&gt;Göruysun oni seçmekla ne iyi bi iş yaptuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtar İdrus hem akilli hem da dürust.&lt;br /&gt;Geçenlerde köye bi taksi gelmiş,&lt;br /&gt;Şoferi, muhtari araymiş&lt;br /&gt;Meğer yolda bi tavuk ezmiş,&lt;br /&gt;Sahibuni soraymiş..&lt;br /&gt;Pakmiş bizim İdris tavuğa,&lt;br /&gt;Düşünmiş kara kara,&lt;br /&gt;Habu bizden deyildur.&lt;br /&gt;Bizum koyde yassi tavuk yoktur&lt;br /&gt;Deyip ugurlamiş şöfori yola…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senun küçüğün Engin&lt;br /&gt;Hem akılli hem bilgin&lt;br /&gt;Çok uyanuk uşak çıkmiş&lt;br /&gt;Öğretmeni ona bi sori sormiş&lt;br /&gt;Baluklar neden konişmazmiş?&lt;br /&gt;Bizumki azacuk duşunmiş&lt;br /&gt;Kafani suya sok anlarsun demiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün de tepeye varmiş,&lt;br /&gt;Elinde de bi ip sallaymiş.&lt;br /&gt;Anan uy uşağum ne edeysun oriya demiş&lt;br /&gt;O da hava durumuna bakayrum demiş.&lt;br /&gt;Çektum oni akşam karşima&lt;br /&gt;De bakayum şu hava durumi işini dedum.&lt;br /&gt;Anlatti her şeyi bana&lt;br /&gt;Meğer ip sallanunca havanun rügarli olduni,&lt;br /&gt;İp islaninca da yağmur yağduni anlaymiş.&lt;br /&gt;Dedum ya akılli olduni belli edeyi her yerde&lt;br /&gt;Sende o yaşda böyle akıl nerde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya işte boyle uşağum.&lt;br /&gt;Memleketten saa bol bol havadis yazdum.&lt;br /&gt;Çok çok selam ederum.&lt;br /&gt;Allahun selameti başuna olsun derum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyvah…! ! ! Unuttum uşağum,&lt;br /&gt;Mektuba para koymamişum&lt;br /&gt;Geç akluma geldi da&lt;br /&gt;Zarfi kapatmişum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Orhan TURHAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://siir.edebiyat.org&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-7925645023434032380?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/7925645023434032380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=7925645023434032380' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/7925645023434032380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/7925645023434032380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzondan-gurbete-name-fkra-derleme.html' title='Trabzon’dan Gurbete Name (Fıkra Derleme-Manzume)'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry7uufjyAnI/AAAAAAAAALQ/DFc3wANufVA/s72-c/16651_k_7883.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-3823855469273950634</id><published>2007-11-05T01:43:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:19.657-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süleyman doğan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><title type='text'>Türkiye'nin parlayan yıldızı: Trabzon</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry7mbPjyAkI/AAAAAAAAAK4/4P8XghnB_tQ/s1600-h/Suleyman%2520Dogan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129290381329039938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry7mbPjyAkI/AAAAAAAAAK4/4P8XghnB_tQ/s200/Suleyman%2520Dogan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzon Geçen hafta sonu 4-6 Agustos 2006 tarihlerinde MÜSIAD'ın davetlisi olarak Trabzon'daydım. Önce bu güzel ve şirin ilimiz olana Trabzon'u kısaca tanıyalım. Çok eski geçmişe sahip olan Trabzon, 1461 yılında Fatih Sutan Mehmet tarafından fethedilerek Osmanlı İmparatorluğu'na katılmıştır. Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak sehzade ve mutasarrıflar tarafindan idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey'dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah'a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon'da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon'da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni unvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmustur. Yavuz Sultan Selim'in Valilik yaptığı, Kanuni Sultan Süleyman'ın doğduğu Trabzon, 1868 yılında Vilayet olmustur. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 3 kez ziyaret ettigi Trabzon, bugün de sosyal, ekonomik ve kültürel bir merkez konumundadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon'da kaldığım üç gün içinde tarihi yerleri gazeteci arkadaşlarla gezdik. Akşamları cadde ve sokakları dolastim. Akşamları oldukça canlı ve coşkulu bir şehir. Yazın Almancıların da gelmesıyle şehre ayrı bir hareket gelmiş. Aksamları şehir ışıl ışıl, güvenlik hâkim, şehir sakin, ancak hava oldukça nemli. Trabzon'a ilk gelisim 1990 yılında olmuştu, daha sonra Azerbaycan'a gitmek için uçakla birkaç kez daha gelmiştim. O günlerden bugüne Trabzon'da büyük gelişme olmus. Ancak şehir İstanbul'da oldugu gibi çarpık yapılaşma almış başını gitmiş. İnsan çok üzülüyor. Bu güzelim sehir kötü ve çirkin yapılarla berheba ediliyor. Buna da dur diyen yok maalesef. Ben Trabzon'u çok sevdim. İnsanları sevecen, içten ve cana yakın. Trabzon Türkiye'nin parlayan bir yıldızı olarak kendini gösteriyor. Nüfusun yaklasik 300 bin oldugu şehirde zaman zaman PKK'li bölücülerin aşırı hareketlerini görüyoruz. Ancak halk gerekli tepkiyi vermede gecikmiyor. O nedenle bölücüler Trabzon'da sürekli yer edinme çabası içindeler... Elbette milletimiz bölücülerin taşkınlıklarına izin vermeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim iş adamları toplantısına; MÜSIAD Genel Merkez yönetimi ve 27 şube baskanı 4-6 Ağustos'ta Trabzon'da bir araya gelerek "ortak akıl - ortak irade" toplantıları gerçekleştirildi. Toplantılarda çay ve fındıktaki sorunlar ile inşaat sektörü ve karayolları masaya yatırıldı. Türkiye'nin en önemli problemlerinden birinin bölgelerarası gelişmişlik uçurumu olduğuna dikkat çeken MÜSIAD Genel Baskani Dr. Ömer Bolat yaptigi konuşmalarda; Anadolu'da ortak akla - ortak iradeye yönelik işbirliği yapılarak "bölgesel kalkınma planlarının oluşturulması" gereğine dikkat çekti. MÜSIAD'lı baskanların; ilin ve bölgenin can damarı pozisyonundaki Trabzon liman işletmesi, Dünya Ticaret Merkezi ve Trabzon Çimento Fabrıkasını heyetle birlikte ziyaret ettik ve sorunlarını dinledik. Trabzon Ticaret Borsasi Başkanı Mehmet Cirav, ÇAYKUR Genel Müdürü Ekrem Yüce, FISKOBIRLIK eski Genel Müdürü Cemal Öztürk, ÇAYSIAD Baskanı Rahmi Üstün ve MÜSIAD eski Baskani Ali Bayramoglu'nun konuşmacı olarak katıldığı "Çay ve Fındık" temalı panelin ardından il protokolü, oda ve dernek baskanlari, bürokratlar ve işadamlarını bir araya getirilerek akşamda gala programı gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜSIAD Trabzon Subesi Kurucu Baskanı Dursun Hüroglu ev sahipliğinde gerçekleştirilen iki günlük programa Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ve Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak'ın onur konuğu olarak katılıp konuşma yaptılar. Ayrıca Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, Trabzon Belediye Başkanı Volkan Canalioglu, oda baskanları da iştirak ettiler. MÜSIAD heyeti, ilin ve bölgenin can damarı pozisyonundaki Alport Trabzon Liman İşletmesi'ni ziyaret etti. Limanın İsletme Müdürü Muzaffer Ermis, MÜSIAD'in ziyaretinde yaptigi konusmada Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük limanı konumundaki Trabzon limanının Kafkasya, İran, Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerinin dünyaya açılan ticaret kapısı olduğunu belirterek, "Bulunduğu mevki itibariyle Trabzon Limanı'nın bölgenin önemli bir lojistik üs haline gelmesi için büyük bir şans. Trabzon limanı turizm açısından da yogun giriş-çıkısıyla önemli bir hudut kapısıdır. Limanda ihtiyaç duyulan yatırımları başlattık. Şu anda en önemli engel pahalı akaryakıttır. Bu engelin aşılmasi için transit taşımacılığa mutlaka gümrüksüz yakıt destegi verilmeli" dedi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;MÜSIAD Baskanı Dr. Ömer Bolat da, Trabzon limanının işletmeye açılmasıyla sadece Trabzon'un değil bölge illerinin de hareketlenecegini belirterek, "Sahil yolunun tamamlanması da, bölgeye için önemli imkânlar getirecek. Bölge ticaretinin 13 milyardan 28 milyar dolara çıkması hedefleniyor. Petrol boru hattının da bu bölgeden geçecek olması burayi enerji üssü yapacak. Yine kaynakların değerlendirilmesiyle bu bölge ayrıca hidrojen üssü haline de gelecektir" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜSIAD heyetiyle birlikte Trabzonspor Baskani Nuri Albayarak'ı da ziyaret ettik. Albayrak, Baskan Bolat'a Trabzonspor forması giydirdi. Yeni baskanın işine oldukça iyi ısındığını gördüm. Trabzon'un dört büyükler içinde hakkıyla daha iyi temsil edileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç günlük Trabzon gezimizden çıkardığım netice; Türkiye artık dinamik bir toplum. Her yerde dünyayla rekabet edebileceğimiz mütesebbis iş adamlarımız var. Bu işadamlarımız çağdaş Alperenlerdir. Türk iş adamları ve yatırımcıları Türkiye'yi yarınlara taşıyacak insanlardır. Yeter ki millet olarak iyi organize olalım, gerisi gelir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dr. Süleyman DOGAN&lt;/strong&gt; / sdogan@oncevatan.com.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Önce&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; Vatan / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-3823855469273950634?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/3823855469273950634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=3823855469273950634' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3823855469273950634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3823855469273950634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trkiyenin-parlayan-yildizi-trabzon.html' title='Türkiye&apos;nin parlayan yıldızı: Trabzon'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry7mbPjyAkI/AAAAAAAAAK4/4P8XghnB_tQ/s72-c/Suleyman%2520Dogan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-4942234780716595784</id><published>2007-11-04T13:43:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:19.850-08:00</updated><title type='text'>Memleketim... Memleketim... Âh Memleketim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry4-tPjyAjI/AAAAAAAAAKw/okXS15Bwe90/s1600-h/hamsikoy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129105972613218866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry4-tPjyAjI/AAAAAAAAAKw/okXS15Bwe90/s200/hamsikoy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim… Memleketim… Âh Memleketim… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Şimdi senden çok uzaklarda sıla hasretiyle tutuşuyor bütün uzuvlarım… Hücrelerime kadar değiyor katmerleşen özlemin. Sana kavuşmayı en büyük hedef tayin ettim kendime. Senden uzakta ölmek herhalde ölümlerin en kötüsü olur benim için. Ninemin dizinin dibinde dinlediğim masallar, annemin ninnileri, âşıkların uzaktan uzağa yaktığı hasret türküleri ruhumun derinliklerinde yankılanıyor. Rüyama giriyor yemyeşil çay bahçelerin, fındık dalların, mısır tarlaların… Evimizin önündeki armut ağacında toplanan kuşların cıvıltıları aklımdan ve kulaklarımdan gitmiyor. Burada ne armut ağacı var, ne de kuş cıvıltıları… Baharın o doyumsuz kokusunu özlüyor ciğerlerim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim… Memleketim… Âh Memleketim…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Karlı dağlarındaki beyazlığı burada ancak bir gelinin duvağında görebiliyorum. Gözelerinden akan sular, hayallerimi süslüyor. Burada musluklardan akan, her ne kadar sıvı olsa da, bildiğimiz berrak su değil. Aynı gök kubbenin altında olsak da, memleket havasını arasanız da bulamazsınız bu kör beldede… Size sunulanla yetinmek mecburiyetindesiniz. Buralarda memkeletimdeki doğallığı ve saflığı arayanlar beyhude uğraşır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim… Memleketim… Âh Memleketim…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Yüce dağ başlarında kurulan kekik kokulu yaylalarını özledim. Bulutlarla sarmaş dolaş olan dağlarını gözümde büyüttükçe büyütüyorum, öyle ki hayallerimi aşıyorlar. Pırıl pırıl ve şırıl şırıl akan derelerin sesi kulaklarımdan gitmiyor. O derelerde avladığımız balıklar hiç unutulur mu? Ya suların önünü taşlarla, kum ve çakıllarda keserek yaptığımız derme çatma göller… Yüzmek için mayo ne gezer bizde… Ya pijamayla, ya da donla girerdik suya… Yaşı çok küçük olanlar anadan doğma girerdi göllere. Yoksulluk bükerdi belimizi… Fakat mutluyduk, gururluyduk yine de… Onurumuzu taşımasını bilirdik. Ayağımızda kara lastiklerle dere boyu balıkları gözlerdik. Kayaların altına elimizi sokar, kendimiz koymuş gibi çıkarır alırdık akşamları rızkımız olacak balıkları. Değmeyin ondan sonraki keyfimize…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim… Memleketim… Âh Memleketim…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Yemyeşil tabiatın, masmavi denizin ve gökyüzünle emsalsizsin. Boy boy ağaçların, buz gibi suların, capcanlı insanların; muhteşem dekorunun ayrılmaz parçalarıdır. Benim memleketimin insanı küçük şeylerden mutlu olmasını bilir, gülümsemek, hatta kahkaha atmak için çok büyük sebepleri aracı etmeyi beklemez. Kıpır kıpırdır güzel beldemin güzel insanları… Kadınlarımız taşıdıkları yükün altında görülmezler. Zira yükün kabalığı ve ağırlığı kadını görünmez kılar. Yine de yaşadığı hayattan zevk almaya, beyine güler yüzlü görünmeye çalışır. Zor şartlarda, alın terini su gibi akıtarak adeta taştan çıkarırlar ekmeğini. Bütün ezilmişliğine, unutulmuşluğuna, göz ardı edilmişliğine rağmen vatanını, milletini ve başındakileri sever yine de… Saygı ve hürmette kusur etmez hiçbir zaman…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim… Memleketim… Âh Memleketim…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Burada ekmeğimiz, aşımız gurbet kokar. Her fotoğraf karesi bizi yıllar evveline götürür. İster istemez kirpiklerimiz ıslanır. Çok uzaklardan peştamallı, keşanlı fotoğraflarla bize gülümseyen annelerimiz, bacılarımız ve vefakâr eşlerimiz; içimizdeki hasret yükünü iyice ağırlaştırır, adeta kurşundan bir yük biner gövdemize. Sevdalar da seviyeli yaşanır benim güzel memleketimde. Aşkların da bir asaleti, gizliliği ve seviyesi vardır. Bir kere âşık olundu mu evliliğe varır işin sonu. Gönül eğlendirme, her çiçekten bal alma hoş görülmez.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim… Memleketim… Âh Memleketim…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Türkülerin, horonların, ağıtların, düğünlerin, kına gecelerin, imecelerin unutulur mu hiç?... Fındık ve çay bahçeleri panayır yerine dönerdi. Çalışmak eğlenceye dönüşürdü. Hepimiz gül gibi geçinir giderdik. Ya karayemişlerin, incirlerin, kirazların unutulur mu? Ne diyeyim, evlatların gurbet ellerde senin kucağında son nefeslerini vermek için can atıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;M. Nihat MALKOÇ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Fotoğraf: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.thalassatours.com/"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;http://www.thalassatours.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-4942234780716595784?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/4942234780716595784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=4942234780716595784' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4942234780716595784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4942234780716595784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/memleketim-memleketim-h-memleketim.html' title='Memleketim... Memleketim... Âh Memleketim...'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry4-tPjyAjI/AAAAAAAAAKw/okXS15Bwe90/s72-c/hamsikoy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-6763193428911217438</id><published>2007-11-04T02:10:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:20.032-08:00</updated><title type='text'>Trabzon'a sahip çıkalım!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry2bZvjyAhI/AAAAAAAAAKg/01qnMSX7CoI/s1600-h/ik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128926417210442258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry2bZvjyAhI/AAAAAAAAAKg/01qnMSX7CoI/s400/ik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon; Karadeniz'in hırçın, dürüst, ülkesini ve birbirini seven insanları bir şeylerin kurbanı oluyor. Anadolu'nun güneyindeki Diyarbakır, Türkiye'nin en büyük krizinin merkezi olurken, kuzeyindeki Trabzon vatanseverlik gerekçesiyle yepyeni bir öfkenin, krizin merkezi olmaya doğru sürükleniyor. Etnik milliyetçilik açısından Diyarbakır neyse Trabzon da o yolmaya doğru çekiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eline silah tutuşturulan 17 yaşındaki genç insanlar, hangi davanın fedaileri haline getirilebiliyor, hangi amaç için kan dökebiliyor? Nasıl oluyor da, bu ülkenin en karmaşık sorunlarına müdahale edebiliyor, kaderini belirleyecek olaylara imza atabiliyor? Bu gençler, mahallelerinde, internet kafelerinde mi bu tür kararlar alıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da, kim, hangi çevreler, hangi odaklar, mahallelerden topladıkları gençlerle “vatan savunması” gerekçesiyle Türkiye'yi olmadık krizlerin içine sürükleyebiliyor? Ya da bu çevreler, “tuhaf bir vatan savunması anlayışı” dışında hangi gerekçelerle, hangi bağlantılarla, hangi merkezlerle hareket ediyor? Kimler tarafından yönlendiriliyor, kimlerin hedeflerine dolaylı yol açıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon etnik olarak karışık bir bölge. Sayısız etnik yapının barındığı, küçücük toprak parçasında onlarca dilin konuşulduğu Kafkaslar'ın bir uzantısı. Buraya yoğunlaşılması sadece “Türkiye tehdit altında” şeklindeki bir gerekçeyle açıklanamaz. Sokaktaki gençlerin bireysel öfkeleri olmadığına göre, Trabzon'da bu kültürü besleyen çevreler kimler, ona bakılmalı. Ve Trabzon'da bu çevreleri yerli ya da yabancı kimlerin beslediğine bakılmalı. “Neden Trabzon” sorusu dikkatle sorulmalı? Neden Anadolu'nun başka yerleri değl de Trabzon?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruyu öncelikle Trabzonlular kendilerine sormalı? Şehirlerinin bu şekilde anılması, etnik intikam mangalarıyla öne çıkması, insanlarının tetikçi olarak Türkiye'nin dört bir yana dağılması öncelikle onları rahatsız ediyor; dolayısıyla bu soruları ilk önce onların sorması gerekiyor. Ben de bir Trabzon'lu olduğum için benim de aynı soruyu sormaya hakkım var. Bölgedeki gençler sosyalleşemiyormuş da, işsizmiş de, heyecanlıymış da, herkeste silah varmış da… Bunlar Türkiye'nin kronik sorunları ve gelişmelerin bu gerekçelerle hiçbir bağlantısı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon, tetikçi devşirilen bir bölge haline geldi. İnsanların hassasiyetlerinin istismar edildiği, gençlerin öfkelerinin tehlikeli amaçlar için yönlendirildiği bir bölge haline geldi. Bundan sonra ne tür suikastler yapılacak? Tetikçileri yine Trabzon'dan mı çıkacak? Kendilerini devlet yerine koyan, kendilerini bu ülkenin sahipleri yerine koyan çevrelerin sokaktan elini çekmesi için Trükiye genelinde herkes seferber olmalı. Önce devlet, sonra Trabzonlular, sonra Karadenizliler, sonra bütün Türkiye. Kendilerini devlet yerine görenlerin kimlerle çalıştıkları, kimlerden beslendikleri, nasıl semirdikleri dikkatle incelenmeli. Durum daha da kronikleşmeden Karadeniz insanı bu utanç verici durumdan kurtarılmalı, sakinleştirilmeli, çocuklarına sahip çıkmaları sağlanmalı. Trabzon'da yuvalanan bu çevrelerin üzerine gidilmeli, dağıtılmalı, bağlantıları ortaya çıkarılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin yeterince derdi var. Ne zaman kafasını kaldırıp biraz ileriye baksa, birileri kafasına vurup “önüne bak” diyor? Ne zaman çevresiyle ilgilenmeye başlasa, kendine yönelik tehditler üzerine yoğunlaşsa, birileri hesabı derhal bozup bütün dikkatlerini kendi iç güvenliğine çekiyor. Bunlar birer rastlantı mı? Hadi diyelim, o çevreler, akılları sıra vatan kurtarmak için bu cinayetleri işliyor: Sonucu görmüyorlar mı? Türkiye'ye ne kadar zarar verdiklerini görmüyorlar mı? Türkiye için tehdit olarak gördükleri herkesi öldürecekler mi? Bu şekilde hangi sorunu çözecekler? Bugün bir Ermeni öldürdüler. Yarın bir Kürt lider öldürürler, öbür gün bir başka etnik çevreden birini? Ne olur o zaman? Bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmış olmazlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadenizliler, Trabzonlular özellikle dikkatli olmalı. Türkiye'de etnik bölünmüşlüğün bir başka merkezi olmayı reddetmeliler. Sadece Türkiye'nin iç güvenliği, toplumsal barışı için değil, dışarıdan gelen tehditlere de dikkatle bakıp ona göre tedbirlerini almalılar? Başbakan'ın “Irak AB'den bile önemli hale geldi” dediği bir zamanda bu cinayetle Irak dikkatlerden uzaklaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz bir Amerikan Gölü haline getiriliyor. Doğu Karadeniz, tıpkı Doğu Akdeniz gibi dünya ölçeğinde önemli bir stratejik bölge haline geliyor. Kafkas petrolleri bu bölgelerdeki karmaşayı artıracak. Kuzey Irak'tan Doğu Karadeniz'e uzanan kuşakta oluşabilecek istikrarsızlıklara dikkat edilmeli. Trabzonlular, bu kriz kuşağının iki merkezinden biri olmayı reddetmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezinde bulunduğumuz coğrafyaya bakın: Etnik, dini, mezhep eksenli her türlü ayrıştırma senaryosu uygulanıyor. Yüzyıllarca birlikte yaşayanlar şimdi birbirini boğazlıyor. Bunlar rastlantı değil. Bunlar birer proje. Aynı projenin Türkiye ayağına hizmet ettiklerinin farkında değiller mi? Aynı çözülme senaryosu bu ülkede de başarılı olduğu anda, inanın hiç birimiz güven içinde yaşamayacağız, hiç biribimizin geleceği olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İbrahim KARAGÜL &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Yeni Şafak / Arşiv&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İbrahim KARAGÜL Kimdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci - Yazar (d. 1969, Trabzon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Karagül, şu an Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazarı ve Dış Haberler Sayfası editörü olarak görev yapmaktadır. İbrahim Karagül, Türkiye'de Ortadoğu üzerine kafa yoran ama bunu hakkını vererek yapan bir kaç nadir yazar arasındadır. Karagül; akıl, duygu, bilgi ve coşkuyu bir arada barındıran nadir yazarlardan... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;div&gt;En ciddi ve karmaşık sorunlarda bile birbirinden alakasız olaylarda yakaladığı ilginç bağlantılar, komplo teroisyenlerinin doğru ve yanlışlarını tartarak ortaya koyduğui esprilerle okuyana tat veren Karagül'ün en ciddi yazılarını bile rahatlıkla ve sıkılmadan okumak mümkün. Tabi bu kadar hafif okunan yazıların içerdiği bilgiler tartıldığında Karagül'ün farkı da ortaya çıkıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.selsus.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-6763193428911217438?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/6763193428911217438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=6763193428911217438' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6763193428911217438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6763193428911217438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzona-sahip-kalm.html' title='Trabzon&apos;a sahip çıkalım!'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry2bZvjyAhI/AAAAAAAAAKg/01qnMSX7CoI/s72-c/ik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-1975724951224255368</id><published>2007-11-04T02:08:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T15:28:20.277-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibrahim karagül'/><title type='text'>Neden Karadeniz? Terör neden Trabzon'da?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry2affjyAgI/AAAAAAAAAKY/QKFJ8c4OMPo/s1600-h/ik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128925416483062274" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry2affjyAgI/AAAAAAAAAKY/QKFJ8c4OMPo/s400/ik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon'un Maçka ilçesindeki çatışma nasıl açıklanmalı? Terör, neden Karadeniz'e yerleşmeye ve burada tutunmaya hatta yayılmaya çalışıyor? Başka örneklerini de görebileceğimiz bu çatışmalar etnik ya da mezhep eksenli mi? Yoksa bambaşka senaryolar mı uygulanıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden Trabzon, Doğu Karadeniz giderek tırmanan bir güvenlik sorunuyla boğuşmaya başladı? Neden bölgenin hassas yapısı, zaafları kışkırtılıyor? Neden bölge insanı tahrik ediliyor ve bir öfke yaratılmaya çalışılıyor? Karadeniz'de hangi güç ne tür projeler uyguluyor ve amacına ulaşmak için terörü seçenek olarak kullanabiliyor? Bölgede kendini hissettirmeye çalışan terörün gerçekten Türkiye'nin sorunlarından mı besleniyor? Yoksa Türkiye'de belli örgütler, belli güçlerden terör ihalesi mi kaptı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçka'daki çatışmanın Doğu Karadeniz'in Türkiye'nin ve bölgenin geleceğinde oynayacağı rolle ne tür bir ilgisi var? Bütün bunların küresel enerji projeleriyle ne ilgisi var? Bütün bunların Kafkaslara yönelik büyük hesaplarla ne ilgisi var? Bütün bunların giderek Amerikan gölü haline gelen Karadeniz çevresine ilişkin hesaplarla ne ilgisi var? Kuzey Irak-Karadeniz koridoru ile ne ilgisi var? Bütün bunların, Irak'ın parçalanması sonrası bölgede yürütülecek düzenlemelerle ne ilgisi var? Bütün bunların Kuzey Irak-İskenderun (Doğu Akdeniz) koridoru ile nasıl bir bağlantısı var? Kuzey Irak'ta düğümlenen bu senaryolar Kürtler'le ne kadar ilgili?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Doğan, Radikal gazetesinde yayınlanan söyleşisinde, PKK'nın Türkiye'ye ve Karadeniz'e yayılma projesi olduğunu, Karadeniz'e giden militanların bölgeye kadar hiçbir engelle karşılaşmadığını belirterek, Karadeniz'de milliyetçiliğin tahrik edildiğini söylüyor. Karadeniz'in Kürt sorunuyla ne ilgisi var? PKK Karadeniz'e sadece milliyetçiliği tahrik etmek için mi gidiyor?&lt;br /&gt;PKK'nın ya da bir başka örgütün Trabzon'da yoğunlaşmasının Kürt sorunuyla ya da Türkiye'de her hangi bir etnik ve kültürel sorunla açıklamak yeterli değil. Türkiye içinde birilerinin hesaplar yaptığı tezleriyle açıklanması da… Tam tersine, Kürt sorununu da, terörü de, etnik ve mezhep eksenli gerilimleri de Türkiye'nin başına yıkmaya çalışanların çok iyi planlanmış tezleriyle karşı karşıyayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak işgal edildiğinden bu yana üç konuya özellikle ve bir çok yazıda dikkat çekmeye çalıştım: Kuzey Irak'tan İskenderun Körfezi'ne, yani Doğu Akdeniz'e, yani Mersine kadar olan bölgede önemli gelişmelerin olabileceğini iddia ettim. Oluyor zaten. İşgal öncesi aynı koridoru bir tampon bölge gibi kontrol altına almaya çalışanlar, şimdi farklı biçimlerle bunu yapmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Kuzey Irak'tan Karadeniz'e uzanan bölgenin zaaflarını, zayıf noktalarını istismar edecek gelişmelerin, endişe verici boyutlara çıkabileceğini iddia ettim. Üçüncü olarak da, Dicle ve Fırat nehirlerinin kaynağına kadar olan bölgelerin orta vadede istikrarsızlaştırılacağını iddia ettim. Zira Dicle ve Fırat suları, Irak ve Suriye ile Türkiye'nin arasında bir mesele iken, artık uluslar arası bir soruna, Türkiye ile ABD ve İngiltere arasında hatta İsrail arasında bir soruna dönüşmek üzere… Irak'tan İsrail'e kadar uzanan su projeleri, suyun Ortadoğu'nun geleceğinde oynayacağı stratejik rol göz önüne alındığında, bu sorunun giderek Türkiye'yi yoracağını söylemek, giderek bir iç güvenlik sorununa dönüşeceğini söylemek abartı olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. yüzyıl boyunca, Türkiye'nin güvenliğinde birinci dereceden belirleyici olacak iki bölge var: Doğu Akdeniz ve Doğu Karadeniz. Doğu Akdeniz bugün adeta bir hegemonya savaşına sahne oluyor. Amerika, Avrupa, Rusya, İsrail, Türkiye,bölge ülkeleri hatta Çin, 21. yüzyılın en stratejik enerji kavşaklarından biri olacak Doğu Akdeniz'de etkinlik kurmaya çalışıyor. ABD ile AB arasındaki nüfuz mücadelesi ise en şiddetlisi. Ben, Kıbrıs sorununu hep bu açıdan ele aldım. Türkiye'nin bu yüzyıla dönük en büyük projesi de Doğu Akdeniz merkeze açılan kapısını bir enerji kavşağına dönüştürmek, böylece küresel enerji projelerinde bir koridor olmak. Bu açıdan İskenderun ve Mersin limanları arasındaki bölgenin Türkiye açısından arzettiği önem katlanarak büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, ikinci bir Doğu Akdeniz'e sahip oluyor: Burası da Doğu Karadeniz. Bölge, tarihinde hiç olmadığı kadar Türkiye'nin ve dünyanın gündemine giriyor. Doğu Akdeniz gibi küresel enerji projeleri açısında stratejik önemi artıyor. ABD ile Rusya arasındaki Kafkaslar mücadelesi, Hazar enerji kaynakları ve Karadeniz'i dünya siyasetinde çok kritik bir noktaya götürüyor. ABD'nin Romanya ve Bulgaristan'a 25 bin asker yığacak olması, Ukrayna ve Gürcistan'daki değişim, Rusya'yı Karadeniz'den uzaklaştırma stratejisi, burayı da dünya ölçeğinde bir nüfuz savaşına sürüklüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tezlerden hareketle, üç liman, Türkiye'nin ve bölgenin kaderinde önemli rol oynayacaktır. İskenderun, Mersin ve Trabzon limanları. Artık bu limanlar, giderek artan ekonomik değerinin yanı sıra, bölgesel güvenlik stratejilerinde de çok önemli misyonlar üslenecek. Mersin ve İskenderun limanları, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve enerji koridorları için hayati roller üslenirken Trabzon limanı, Hazar enerji kaynakları, İran'ın geleceği, Kafkaslar'daki satranç ve Karadeniz'e yönelik bölgesel inisiyatiflerin merkezinde yer alacak. Üç liman, hem Türkiye'nin, hem yakın çevresinin, hem de bölgede bir takım düzenlemelere girişen güçlerin siyasi, ekonomik ve güvenlik stratejilerinde çok ciddi ağırlık kazanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara bağlı olarak Doğu Karadeniz, giderek dünya politikasında ağırlık kazanacak. Giderek belli güçler arasındaki nüfuz savaşlarına sahne olacak. Yaşanacak güvenlik sorunları, bölgenin hassas yapısından değil, bu nüfuz savaşlarından kaynaklanıyor. Karadeniz'e, Trabzon'a yönelen terörün, ne Kürt sorunuyla, ne de bir başka yerel sorunla bağlantısı var. Kürt sorunu çözülse bile bunlar devam edecek. Türkiye'nin içinde bulunduğu bölge 20. yüzyılın başlarını yeniden yaşıyor. Birileri bu bölgeyi de, 20. yüzyılın başlarına döndürmeye çalışıyor. Suriye'ye müdahale edilirse, İran istikrarsızlaştırılırsa, siz o zaman görün Türkiye'nin nelerle boğuşacağını…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İbrahim KARAGÜL &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Yeni Şafak / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-1975724951224255368?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/1975724951224255368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=1975724951224255368' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/1975724951224255368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/1975724951224255368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/neden-karadeniz-terr-neden-trabzonda.html' title='Neden Karadeniz? Terör neden Trabzon&apos;da?'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ry2affjyAgI/AAAAAAAAAKY/QKFJ8c4OMPo/s72-c/ik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-2419432847710897375</id><published>2007-11-03T15:30:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:20.415-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nihal özgirgin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emperyalizm'/><title type='text'>Neden Trabzon?!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryz3LPjyAfI/AAAAAAAAAKQ/bGALqQ2Oarw/s1600-h/NihalOzgirgin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128745848195383794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryz3LPjyAfI/AAAAAAAAAKQ/bGALqQ2Oarw/s400/NihalOzgirgin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Değerli okuyucular, hepimizin yakından takip ettiği gibi Trabzon ilimize en son yaşanan Dink cinayetiyle beraber yoğun bir baskı söz konusudur. Her yaşanan olayın bir geçmişi olmasından hareketle bu hafta sizlere “neden Trabzon?” sorusunu yanıtlamaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’un ülke tarihinde çok büyük önemi mevcuttur. İstiklal Savaşı’nın başlamasına zemin hazırlayan Atatürk’ün Samsun’a gidişi, Karadeniz bölgesinde özellikle Trabzon’da, Rum ve Ermeni çetelerine karşı halkın ve Türk çetelerin karşı koyması sonucu olmuştur. Durumu öğrenen itilaf devletleri ve İstanbul hükümeti Atatürk’ü 9.Ordu müfettişi olarak bölgedeki Türk birliklerinin silahlarını dağıtmak amacıyla görevlendirmiştir. Tabii Mustafa Kemal Atatürk bu görev yerine hepimizin bildiği gibi Anadolu Halkını örgütleme görevini yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla Anadolu halkının İstiklal Savaşını verme mücadelesinin ilk meşalesini Karadeniz bölgesi ve Trabzon başlatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon ilimizin milli davalara karşı duyarlılığı tarihi misyonundan gelmektedir. Bu sebeple yakın geçmişimizde bunun ilk örneğini 10-12 sene evvel Rahmi Koç’un uçakla Trabzon’daki Meryem Ana kilisesini ziyaret için getirdiği papazlara koyduğu tepki ile görmekteyiz. Yoğun halk tepkisi sebebiyle uçak Trabzon’a girememiş ve geri dönmek zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akabinde bu bölgeyle alakalı geçmişte kurulan Rum Pontus İmparatorluğu’nu tekrar gündeme getirmek ve bölgedeki milli hassasiyetleri zaafiyete uğratmak amacıyla “Rum Pontus Kültürü” adlı bir kitap yayınlanmıştı. Bu kitabı yazan Karadenizli fakat Yunanistan’da eğitim görmüş bir papazdı. Hatırlarsanız bu şahıs o dönem birçok televizyon programına da katılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim daha sonradan Pontus ruhunu tekrar canlandırmak amacıyla bölgeden birçok gencin Yunanistan’a götürülerek burada eğitildiği gündeme gelmiştir. Gerçi bazıları için bu durum kültürel zenginlik olarak algılanmak istense de geçtiğimiz sene Ordu’da bir vatandaşın jandarmaya ihbarı sonucunda orada faaliyet gösteren misyonerlerin yöre halkını evinde bulunan ineğine kadar fişlemesi ve bu kayıtların bulunması bu bölgeyi ileriki dönemlerde nelerin beklediğinin çok açık göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’un milli reflekslerinin denenmesi süreci “papaz ziyareti” olayının ardından PKK’nın bölgeye yerleştirilmesi şeklinde tezahür etmiş ancak bu deneme de tutmamıştır. Halk teröristlere linç girişiminde bulunmuş, daha sonra dağa kaçan teröristleri de güvenlik güçlerine teslim etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’un milli refleksini ölçmeğe yönelik bir diğer hareket ise, sol eğilimli, F tipi ceza evini protesto etmek amacıyla Trabzon’da gösteri yapan TAYAD’çılar tarafından gerçekleşmiştir. Trabzon’da F tipi cezaevi olmamasına rağmen protesto eylemi yapılması yukarıda izah ettiğim milli refleks deneme savını güçlendirmektedir. Bu protesto da halkın linç etme girişimiyle sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanaatimce geçen sene Katolik papazın Trabzonlu bir genç tarafından öldürülmesi ve yine Hrant Dink’in de Trabzonlu bir genç tarafından öldürülmesi, bölgeyi devlet baskısı ile susturmak amacı gütmektedir. Akabinde vali ve emniyet müdürünün görevden alınması ve ile müfettiş gönderilmesi bu durumu doğrular niteliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bizler milli hafızamızı çabuk unutsak da yaşananlardan anlaşılmaktadır ki bazıları unutmamaktadır. İstiklal Savaşının temellerinin atılmasına vesile olan Trabzon bugün ilk susturulmak istenen illerin başında gelmektedir. Bu demektir ki Trabzon susarsa Anadolu hiç konuşamaz. Saygılarımla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ile ilgili görüş ve önerilerinizi nozgirgin@yahoo.com adresine gönderebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nihal ÖZGİRGİN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-2419432847710897375?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/2419432847710897375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=2419432847710897375' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/2419432847710897375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/2419432847710897375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/neden-trabzon.html' title='Neden Trabzon?!'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryz3LPjyAfI/AAAAAAAAAKQ/bGALqQ2Oarw/s72-c/NihalOzgirgin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-446947577567663012</id><published>2007-11-03T03:12:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:20.616-08:00</updated><title type='text'>TRT Repertuarındaki Trabzon Türkülerinin Listesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyxLHfjyAaI/AAAAAAAAAJY/2wntHzxb7NE/s1600-h/kemencee.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128556667770896802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyxLHfjyAaI/AAAAAAAAAJY/2wntHzxb7NE/s200/kemencee.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Rep. No-Ezgi Adı-Derleyen&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;71 Şapkamın Tereği Düz Mustafa Hoşsu&lt;br /&gt;119 Derenin Kenarına Sereceğim Kilimi Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;140 Kahveciler Kahve Koyar Fincana Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;161 Tarlaya Ektim Soğan Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;177 Mayıs Ayı Gelende Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;184 Bel Bağımın Tokası Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;187 Böyledir Yar Böyledir Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;193 Yaylanın Çimenine Kuzu Yayılır Nejat Buhara&lt;br /&gt;304 Ben Bir Yarin Bakışına Mailem Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;382 Ah Dağlar Serin Dağlar Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;400 Ayna Ayna Ellere Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;527 Gemiciler Kalkalım Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;984 Bir Yiğit Dünyada Keleş Gezende Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;1025 Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;1154 İstanbul’un(Trabzon’un) Etirafı Meteris Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;1241 Tel Sarı Zülüf Sarı Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;1284 Dumanım Derelerde Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;1508 Gemiler Giresun’a Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;1533 Dirvana Vurdum Uçti Cemile Cevher&lt;br /&gt;1535 Hasta Oldum Derdune Cemile Cevher&lt;br /&gt;1640 O Sarı Çemberuni Azize Tözem&lt;br /&gt;1645 Oynayın Kız Oynayın (Derule) Cemile Cvher&lt;br /&gt;1673 Terazi Tartayurum Cemile Cevher&lt;br /&gt;1738 Maçka’nın Yolu Taşlık Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;1796 Sabahtan Kalkar Kızlar Cemile Cevher&lt;br /&gt;1860 Anam Vay Olsun İst. Bel. Kons.&lt;br /&gt;1892 Maçka Yolları Taşlı İst. Rad. Müd. THM Şb.&lt;br /&gt;1919 Ezelidir Deli Gönül Ezeli Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;2130 Yeni Yaptım Evimi Kasım Gürsoy&lt;br /&gt;2131 Gülhanım dedikleri Gız Sen misin Kasım Gürsoy&lt;br /&gt;2132 Dere Sürer Gazeli Kasım Gürsoy&lt;br /&gt;2142 Kazma Vurdum Çimene Kasım Gürsoy&lt;br /&gt;2149 Ağısar Dereleri Yücel Paşmakçı&lt;br /&gt;2328 Oy Benum Sevduceğum Ahmet Yamacı&lt;br /&gt;2355 Yayladım Koyunu Muzaffer Sarısözen&lt;br /&gt;2365 Yol Gider mi Gider mi Bizim Büyük Limana Cemile Cevher&lt;br /&gt;2441 Çayeli’nden O Yani Mehmet Özbek&lt;br /&gt;2596 Divane Aşık Gibi Dolaşırım Yollarda Cemile Cevher&lt;br /&gt;2599 İşte Geldim Ekim büküm(Ramazan Manileri) Cemile Cevher&lt;br /&gt;2769 Bir Oda Yaptırdım Hurma Dalından Ank. Devl. Kons.&lt;br /&gt;2783 Ötüyor Bülbüller Gelmedi Bağban Ank. Devl. Kons.&lt;br /&gt;2814 İki de Bülbül Bir Derede Ötüşür Ank. Devl. Kons.&lt;br /&gt;2907 Atma Beni Yabana Volkan Konak&lt;br /&gt;2934 Fincanı Taştan Oyarlar Ank. Devl. Kons.&lt;br /&gt;2935 Garşıdan Gel Göreyim Ank. Devl. Kons.&lt;br /&gt;2944 Islandı da Ötmeyi Kemençemun Telleri Ank. Devl. Kons.&lt;br /&gt;2975 Yanyana Oturalım Konak Volkan Konak&lt;br /&gt;3037 Karşı Beri Mezere Erkan Sürmen&lt;br /&gt;3099 Gız Sana Demedim mi Şenel Önaldı&lt;br /&gt;3125 Anam Beni Vay beni Volkan Konak&lt;br /&gt;3126 Kuko Daldan Aşağı Volkan Konak&lt;br /&gt;3127 Asmam Senin Dalından Volkan Konak&lt;br /&gt;3128 Kapısının Önünde Yeşiller Pazilari Volkan Konak&lt;br /&gt;3129 Soğuk Soğuk Akayi Volkan Konak&lt;br /&gt;3217 Derenin balıkları Tuttu Ortalıkları TRT. Müz. Da. Bşk.&lt;br /&gt;3268 Çayırım Çayırım Kuş Oldum Uçayırım Erkan Sürmen&lt;br /&gt;3501 Duman Aldı Dağlara Ben Kaldım Yaylalara TRT.Müz. Da. Bşk.&lt;br /&gt;3535 Bizim Yayla Düz Gibi İbrahim Can&lt;br /&gt;3536 Otur da Konuşalım Senin ile Azacuk İbrahim Can&lt;br /&gt;3559 Bizim Köyün Kızları Bakarlar Aynalara TRT Müz. Da. Bşk.&lt;br /&gt;3562 Silme Gözyaşlarımı da Gözlerimde Kurusun TRT Müz. Da. Bşk.&lt;br /&gt;3608 Ormanda Alacalar Işık Başel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;strong&gt;DR. Doğan KAYA&lt;/strong&gt; / http://www.turkuler.com &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-446947577567663012?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/446947577567663012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=446947577567663012' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/446947577567663012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/446947577567663012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trt-repertuarndaki-trabzon-trklerinin.html' title='TRT Repertuarındaki Trabzon Türkülerinin Listesi'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyxLHfjyAaI/AAAAAAAAAJY/2wntHzxb7NE/s72-c/kemencee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-9017568380419777561</id><published>2007-11-02T15:40:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:20.785-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atilla ilhan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hüseyin alemdar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir yarışması'/><title type='text'>Attillâ İlhan şiir yarışması ödülü Trabzon'lu şaire!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyurNvjyAXI/AAAAAAAAAJA/2xd9F8WNWHU/s1600-h/%255B3124016560625181%255Datillailhan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128380853284634994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyurNvjyAXI/AAAAAAAAAJA/2xd9F8WNWHU/s200/%255B3124016560625181%255Datillailhan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Aldığım ödülden çok gerekçesine sevindim&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın, Attilâ İlhan'ın anısını yaşatmak amacıyla bu yıl ilkini düzenlediği şiir yarışmasında ödül Hüseyin Alemdar'a verildi. Katılımın fazlalığı nedeniyle edebiyat dünyasında tartışılan yarışmanın sonucu merakla bekleniyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Jürinin, "Biçim, içerik, üslup bakımından ve şiirlerin çoğunun özgün ve ilginç olmaları, geleneksel şiirle modern şiiri, yenilikleri bağdaştırmadaki ustalığı" dolayısıyla 'Vakitler İncelikler' adlı dosyasını ödüle değer gördüğü Alemdar, uzun süredir kendini unutturmuştu açıkçası. Bu dosya ve ödül ile bir yere kaybolmadığını göstermiş oldu. Alemdar, yarışmaya Attilâ İlhan'ı çok sevdiği için katıldığını söylüyor. Daha çok seçici kurulun 'gerekçe'sine sevinen Hüseyin Alemdar, 10 bin YTL'lik para ödülünün kendisi için belirleyici olmadığını belirtiyor. Alemdar ile ödülden yola çıkarak şiirini konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dosyanızı yarışmaya gönderirken ne düşündünüz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiire başladığımda, beni etkileyen şairlerden biriydi Attila İlhan. İlk şiirlerimi değerlendiren de odur. Üniversitede okuyan bir kızım var. Attilâ İlhan'la yatar, onunla kalkar. Ödüle de benden çok kızım sevindi. Aslında bu yarışmaya katılmakta kararsızdım. Son iki gün kala gönderdim dosyamı. Uzun zamandır ödüllü yarışmalara katılmıyorum. Bunda Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nin düzenleyicisi olmamın da etkisi var. Çok önemli şairler ve sinemacılar bu ödülde yer alıyor. Onların seçici olduğu yarışmaya katılmak bana etik olarak doğru gelmiyor. Ama birkaç yıldır Arıburnu Ödülleri maddi nedenler ve şairlerin kaprisleri yüzünden verilemiyordu. Benim bu dosyada yer alan şiirlerim, dergilerde kaybolmuş gibi duruyordu.&lt;br /&gt;Yarışmanın genç şairleri özendirmek gibi bir çıkışı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok genç sayılmazsınız. Fakat Hera Kitaplığı'yla birçok genç şaire önayak oldunuz. Jürinin kararında buna gönderme olabilir mi? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilir. Ben 80 kuşağı şairlerdenim; fakat çok fazla bilinen bir şair değilim. Birçok insan ödülden sonra çok genç sanabilir beni. 44 yaşındayım. Burada adımız tırnak içinde yine genç olarak geçecek; ama genç olmak sevdiğim bir şey. Şiirde kendimi hiçbir zaman usta olarak görmedim. Bunu düşündüğün zaman hep gençsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yarışmaya katılımın bu kadar fazla olmasının tek nedeni para mı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para ödülü özellikle genç şairleri cezbetmiş olabilir. Ama bence asıl önemli olan Attilâ İlhan ismi. Türk şiirinde birkaç isim hep anıldı ve anılmaya devam edecek. Nâzım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Attilâ İlhan gibi. Örneğin şimdi Fazıl Hüsnü Dağlarca adına bir ödül düzenlense en az iki bin dosya gelir. Para ödülü de az bir miktar değil. Bu para ile yayınevi bile kurulabilir. Ben Hera ve Arıburnu yayınlarını kapatmış değilim. Bu ödülden sonra bu yayınevlerini canlandırabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ödül jürisinin gerekçesini nasıl değerlendiriyorsunuz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni para ödülünden ziyade gerekçe sevindirdi. Okuduğumda, ortaya çıkardığım dosyanın doğru olduğunun farkına vardım. Ödül açıklanmadan önce şiir yarışmasıyla ilgili haberler çıkmıştı. Bu haberlerden sonra, gece oturup dosyama yeniden baktım; 'Bu dosya çok ağır, birilerinin kafasına düşebilir' diye kendimle şakalaştım. 'Gelenekle moderni birleştiren' değerlendirmesi benim yapmaya çalıştığım şeyi açıklamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şiirinizde, sinemacı kişiliğiniz her zaman hissediliyor. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim şiirimde her zaman sinema vardır. Belki de Attilâ İlhan'la örtüştüğümüz yön o. Büyük şairliğinin ötesinde sinemacıdır; ama enerjisini sinemaya fazla yansıtamamıştır. Ödüle katılmamın, bilmediğim nedenlerinden biri de bu olabilir. Ailem tam anlamıyla alaylı sinemacı. Araklı doğumluyum, ama ikinci doğum yerim Yeşilçam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;80 kuşağından biri olarak günümüz Türk şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60 ve 70 kuşağında birkaç isim varken bizim kuşağımızda masaya şu anda bile 100 şair oturabilir. 80 şiiri çok zengin ve damarlı bir şiir ve birçoğumuz hâlâ yazıyoruz. İşin tuhafı 2000'lere de 80 şiiri damgasını vuruyor. Günümüz Türk şiirinin çeşitliliğinde 80 şiirinin çok önemli rolü var. Her şeyden önce Türk şiiri çeşitlendi renklendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Bana göre hayat, ilk ve son yalan'&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Başta bu dosyanın adı 'Güzel Yalan'dı. Çünkü hayat ilk ve son yalan demek bana göre. Bu dosya da yalanla başlıyor, araya vakitler giriyor. Bu vakitlerin içinde insan psikolojisine dayalı birçok vakit var. 41 vakit var. Bu dosyayı 41 yaşımda kitap olarak yayınlamayı düşünmüştüm. Maalesef vakitler bitmediği için yayınlanamadı. Halen de o vakitler sürüyor. 'İncelikler' bölümünde; aile bireylerimden tutun da şair arkadaşlarıma kadar inceliklerle ilgili şiirler var. En sonunda da güzel bir yalan var. Yani ölümün gerçekliğini anlamaya dair yazılan bir şiir. Bu şiir, sevdiğim iki şairin bir fotoğrafıdır aslında. Ahmet Erhan ve Sina Akyol'un fotoğrafının şiirini yazmıştım. Umarım uzun yaşar, bu güzel yalanı hep erteleriz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.haberler.com/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.haberler.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin Alemdar kimdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon/Araklı'da 1 Mart 1962 tarihinde doğdu. Araklı Lisesi’ni bitirdi (1980). Mimar Sinan Üniversitesi’nde fotoğraf ve sinema okudu, bıraktı (1989-1991). Babasıyla birlikte sinema sektöründe senaryo yazarı, yönetmen yardımcısı, kast sorumlusu ve yapım koordinatörü olarak çalıştı (1983-1992). Aralıklarla ofis yönetiminden editörlüğe, yayıncılıktan reklamcılığa, hayvancılıktan seracılığa çeşitli işlerde çalıştı. 2004’ten bu yana, tam hizmet bir reklam ajansında “Düzeltmen” olarak çalışıyor. İlk şiiri 1982’de Oluşum dergisinin ekim sayısında yer aldı. İlk senaryosu ise başrolünü Müslüm Gürses’in oynadığı “Yıkıla Yıkıla” adlı bir yeşilçam filmidir (1986). 1983’ten başlayarak Oluşum, Varlık, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, Broy, Yeni Düşün, Yaşasın Edebiyat, Yazko Edebiyat ve Şairin Atölyesi gibi dergilerde hemen her ay şiirleri yer aldı. Sonraki yıllarda Uç, Öküz ve Hayvan gibi dergilerde yayımlanan “sinema” ve “vefa” şiirleriyle dikkat çekti. Son iki yıldır Esmer dergisinde ise düzenli olarak “doğu” ve “ölüm” şiirleri yayımlanıyor. İlk kitabı Toplanmış Sevgi Ölüleri ile 1985 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü, “Cemal Süreya İçin On Beş Prelüd” ile de bir defaya mahsus verilen 1990 Yunus Nadi Ödülleri Cemal Süreya Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Şair ve sinemacı Orhon Murat Arıburnu (1918-1989) anısına şiir ve sinema dallarında 15 yıl verilen Arıburnu Ödülleri’nin kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlendi; şair ve denemeci Cemal Süreya (1931-1990) anısına kurulan Cemal Süreya Kültür Derneği’nde kuruculuk, Cemal Süreya Şiir Ödülü’nde ödül sekreterliği yaptı. Kurduğu Hera Şiir Kitaplığı ile ellinin üzerinde kitap yayımlayarak, genç şairlerin önünü açtı, kitap yayımlamaya özendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ: Toplanmış Sevgi Ölüleri (1986), Gecede Gülümseme (1987), Aşk ve Prelüdler (1993), Ten Kitabı (2000), Hüzün Kitabı (2000), Sinema Kitabı (2000).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.net/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.biyografi.net&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-9017568380419777561?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/9017568380419777561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=9017568380419777561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/9017568380419777561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/9017568380419777561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/attill-ilhan-iir-yarmas-dl-trabzonlu.html' title='Attillâ İlhan şiir yarışması ödülü Trabzon&apos;lu şaire!'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyurNvjyAXI/AAAAAAAAAJA/2xd9F8WNWHU/s72-c/%255B3124016560625181%255Datillailhan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-5674720868312473209</id><published>2007-11-02T11:08:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:20.977-08:00</updated><title type='text'>Yeni ortaçağ</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RytqCvjyARI/AAAAAAAAAIQ/yDLQng4dk6Y/s1600-h/sumela_manastiri_trabzon.gif"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128309196050268434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RytqCvjyARI/AAAAAAAAAIQ/yDLQng4dk6Y/s400/sumela_manastiri_trabzon.gif" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon/Maçka'da yalçın tepeler üstüne kartal yuvası gibi kurulu Sümela Manastırı'na yürüyerek yirmi dakikada ancak çıkılabiliyor. Tarihçiler, kilise neden bu tepeye inşa edildi sorusuna, ilk Hıristiyanlar Romalı askerlerden saklanıp gizleniyorlardı, diye cevap veriyor. Bu soru sizi bilmem, beni tatmin etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Hıristiyanlar tehlike geçtikten sonra binlerce yıl daha bu manastırda yaşadı, cihan harbine kadar. Bu soruya başka tür cevap bulmak için başka bir soru soralım. Kilise binlerce yıl bir kıyamet takvimi yönetiyordu, her yüzyıl başı İsa inecekti, yılbaşılarında inecekti, şuraya inecekti, buraya gelecekti, diye. İsa'nın nereye ne zaman ineceği sorunu kilisenin her günki işiydi. İşte Sümela Manastırı milyonlarca ladin ağacının (çam türü) ortasında, canlı yayın arabası gibi milyonlarca çam ağacını izliyor, İsa'nın hangi çam ağacına ineceğini buradan gözleyebiliyorsunuz. Yani, Sümela Manastırı'nın buraya inşası, buradaki milyonlarca ladin ağacından dolayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu benim düşüncem, siz de başka sorular sorun. Ancak kilisenin bin yıllık iktidarı bir fikir değil, bir dünya gerçeğidir. Binlerce yıl hüküm sürmüş kilise iktidarı, bugün, karanlık çağ, ortaçağ, skolastik (dini dogmalar) çağı gibi adlarla tarif edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şu soruyu soralım. Zamanla gaddarlaşan ve mutlak bir egemenlik kuran kilise, gücünü hangi silah/ordulardan alıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabı şaşırtıcı? Kilisenin silahı yoktu. Ta ki 10/11. asırda Haçlı seferleri başlayana dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bir soru daha! Öldürmeye ve silaha inanmayan kilise, tarihin en zalim hakimiyetini nasıl kurabildi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle. Kilisenin silahları başkaydı. Birincisi ve en önemlisi kıyamet düşüncesi/teorisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise, kıyamet inancını benimsetmek için elinde büyük iletişim güçleri vardı. Bunlar dini metinler, vaazlar, dini tasvir, resimler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yüzbinlerce propagandist vaazcı köy köy dolaşıp kıyameti anlatıyor. Cehennem ve mahşer tasvirleri çok etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce özetle şuydu: 'Bu yaşadığımız dünya kötülüklerle doludur, iblisler, cinler, karanlık, solucan, tuhaf yaratıklar, belalar, mağaralar, kazıklar, ateşler, tabutlar, iskeletler...'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tasvirlerle insanlığın beynini yıkıyor, aklını ruhunu teslim alıyor. Mesela bu düşünceyle milyonlarca müridi olan Fransisken ve Dominiken gibi tarikatlar, 'bu dünya geçicidir, yalandır, nefsten kesilelim, dünyadan çekilelim, her gün dua ederek İsa'yı bekleyelim, İsa, bugün yarın hemen inecek, Kıyamet bir saat sonra, belki şimdi, koptu kopacak, hemen kiliseye kapanalım'. Yani bizim de tanıdık olduğumuz zühd/inziva/riyazet hayatı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, bugün rengarenk çiçeklerle dolu baharın kırlarını görünce, hemen yatıp yuvarlanmak, gelir aklınıza. Ya da Sümela Manastırı'na çıkın, o yüksekte ruhunuz bir uçurtma gibi ormanların üstünden kayıverir. Ama o günlerde beyni kilisenin cinli/şeytanlı/kıyametli propagandasıyla yıkanmış insanlar, bu orman ve çiçekli kırları gördüklerinde, akıllarına şeytanlar, solucanlar, yani mahşer yeri gelirdi!.. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RytqLfjyASI/AAAAAAAAAIY/qJ6n2qPw8Ow/s1600-h/240182.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kilisenin ikinci silahı: Dışlamak/ aforoz etmekti. Bunu açalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise insanlığa hepiniz günahkar doğdunuz çağrısı yapar. İnsanları günahkar olduğuna inandırır. Sonra, sizi günahlarınızdan ancak kilise vaftiz ederek arındırır, der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reddedilmesi imkansız çağrı budur. Çağrıya uymayıp kiliseye boyun eğmeyenler, şeytanlık, kafirlikle suçlanır. Cezası dışlamak, ya da ölüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boru değil, bu teolojik teori, binlerce yıl hakimiyet kurdu. İnsanlığın beynini kıyametle yıkadı, sonra kıyamet tehdidiyle insanları kilise çatısı altında topladı. Sonuç: Üretmeyen, düşünmeyen, sinmiş, zavallı, paçavralar, çullar, çuvallar içinde sürünerek yaşayan milyonlarca Hıristiyan. Kolera. Veba. Hatta üretmediği için açlıktan kırılan, Mısır'dan buğday gelmezse, toplu ölümlerle tarihten silinen kasabalar. Yüzyıllar süren mezhep savaşları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dünyayı yönetmeye kalkışan Amerikan/İsrail ittifakı kilisenin bu iki silahını kullanıyor. Yani batıda değişen bir şey yok. Birinci silahı, kıyamet, nükleer, dünyayı yokederim tehditleri ve Bağdat bombalanırken tüm Araplar'ın seyredeceği akşam dokuza ayarlanıp naklen yayın bomba görüntüleri. İkinci silahları, işte benim gücüm bu, hepiniz bana katılın, dışarıda kalanları yokederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozon delindi, karlar eridi, sular basacak gibi kıyamet senaryoları bilim adamlarınca söylenir durur, ancak asıl kıyamet senaryosu, nükleer silahlarda gizli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nükleer bomba atılabilir mi? Japonya'ya atom atılmıştı ama o günlerde bu silahtan başkalarında yoktu. Bilim adamları atılabilir diyemiyor, siyasiler de. Atarım diyen yok. Kimse atmaya cesaret edemez genel görüş. Niçin atılamaz sorusu başka yazıya kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak atılamaz ise ellerinde neden tutuyorlar. Caydırıcı, tehdit, şantaj gibi laflar... Hadi milyonlarca insanı öldürdün, sonra. Başka neleri tetikleyecek. Kontrol edilemez. Hadi ettin, yüz tane şehri haritadan sildin. Sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tartışmalar dehşeti oluşturan kıyamet senaryolarına yol açıyor ve hem ABD'nin hem de bilim adamlarının işine geliyor. Böylelikle nükleer güce sahip olmakla değil, bizlerde uyandırdıkları dehşet, kıyamet, mahşer, yokedildik, dünya uçtu gibi fikirlerle iktidar kuruyorlar. Dehşet fikriyle bizi sindirmek ve çaresizce eteklerine sarılıp yalvarmamızı istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela ortaçağların dini dogmaları gibi şu düşünceye bütün insanlığı inandırmış durumdalar: Ellerinde dünyayı yüzbin defa havaya uçuracak nükleer bombalar var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufak at civcivler yesin diyeceğimiz bu saçma sapan düşünceye bütün insanların beyni ikna olmuşsa, artık, yepyeni bir karanlık çağın esaretine girmişiz, demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam tersine, tarih bize bilimsel bir gerçeklikle gösteriyor ki, dünyayı yokederim, kıyamet, mahşer, cehennem, diyenlerin dünyada tozları dahi kalmadı. Aksine, bu saçma sapan fikirlere inanmayıp direnenler işte yaşadığımız bu dünyanın kırlarını bıraktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise de aynı kıyametten söz etti, ediyor. Ancak ortaçağ boyunca kıyamet görmedik. Bu sefer nükleerin gücüyle aynı tehdidi savuruyorlar. Ve senaryoları gittikçe dini metinlere, efsanelere, beyin yıkamaya, masallara benzemeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nükleer bomba atılabilir mi/atılamaz mı düşüncesi, dünya havaya uçurulabilir mi tartışmaları artık akla ziyan bir hal aldı, çünkü, akıldan çıkıp Allah var mı yok mu, İsa inecek mi benzeri gerçekötesi teolojik tartışmaların içine girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mantıkötesi, akılötesi, saçma sapan tehdit, şantajlarla bir büyük İsrail/Amerika imparatorluğu kuracaklarını sanıyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam tersi, asıl kıyamet, bu saçma sapan senaryolara inanıp sinmiş, çaresizce bekleşip ağlamış insanlarla oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte insanlığın yüzkarası ortaçağ... Milyonlarca insanı işkenceden zulümden geçiren büyük karanlık çağ... Bu ossuruk palavra iddialarla kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, neden dünyayı yok ederim etmez mi sorusunu hep nükleer silahlara soruyorsunuz? Çiçeklere sorulacak sorunuz yok mu? Tek bir çiçeğin nasıl bir kudreti ve bilgisi var ki, onu görünce tüm tarihi ve kötülükleri ve beynimizde oluşan tüm kaygıları birden unutabiliyoruz. Çiçekler bu gücü kimden alıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler çiçekler gibi dünya yokedilemez fikrine inanıyoruz. Mesela bütün insanlar karar verip dünyadaki çiçekleri yokedeceğim deyip, dağları bayırları yolsalar, çiçekler bitmez, toprağın içindeki tohumlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte baharla birlikte şehirlerimize kırlarımızdan pespembe çiçekler taze tebessümleri, kokularıyla çıkageldiler. Hoş geldiler. Duru, sakin gülerek yüzümüzün içine-içine bakışıyorlar. Yüzlerinde kıyamet korkusu, üzüntü yok. Aksine güven içinde her biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok neşeliler. Şu Buda'nın yüzü gibi. Hepimizi üzen sıkıntılar, kasvet, ağrılar, telaşlar, hepsi için sadece ve tek bir tebessüm kafidir... diyen Buda'nın tebessümü gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar mı geldi, yoksa ortaçağ mı? Tıpkı ortaçağ insanı gibi bakıyorsunuz hayata. İşte bugün yemyeşil çiçeklerle örtünmeye başladı kırlar. Ama hepimizin kafasında bir ortaçağ dogması hakim, çiçekleri değil, mahşeri, dünya yokoldu, dehşet fikrini konuşuyor, beyninizi dolduruyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nükleerlere inananlar Amerika tarafına... Bahara inananlar kırlara!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri ha bire bahara ve dünyaya inancımızı yok etmeye çalışıyor. Oysa dünyamızın umurunda değil, milyonlarca asırdır kıyametten bu kirli kıyafeti sevmedi, giymedi, giymeyecek...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;strong&gt;Nihat GENÇ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;Kaynak: Akşam / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-5674720868312473209?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/5674720868312473209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=5674720868312473209' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5674720868312473209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5674720868312473209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/yeni-ortaa.html' title='Yeni ortaçağ'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RytqCvjyARI/AAAAAAAAAIQ/yDLQng4dk6Y/s72-c/sumela_manastiri_trabzon.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-3330584819764727643</id><published>2007-11-02T03:31:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:21.284-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonsport'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gökhan BAŞAKOĞLU'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonluk'/><title type='text'>Asi Ruh!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryr81_jyAFI/AAAAAAAAAGg/G5-ytCrAq4A/s1600-h/gokhan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128189130239508562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryr81_jyAFI/AAAAAAAAAGg/G5-ytCrAq4A/s400/gokhan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzonspor’dan bahsederken hepimiz futboldaki İstanbul kartelini yıkan "Asi Ruh"dan bahsederiz. İşte bu ruh nedeniyle Diyarbakırlı da, Kırşehirli de, Tekirdağlı da olsak Trabzonspor’u tutarız. Biliriz ki Trabzonsporluluk sırf basit hemşerilik duygularıyla açıklanamayacak bir olgudur. Biliriz ki Trabzonspor gerçek anlamda halkın takımıdır. Trabzonspor akşama kadar fındık toplayan Aşe halanın keşanını omzuna atarak şehre inme sebebidir. Trabzonspor olmasaydı denizden hiç ayrılmayacak olan balıkçı İdris emice karaya bir tek Trabzonspor için çıkar. Zonguldak'ta Günün 14 saati Maden ocağında kömür eşeleyenleri, bir grizu tehlikesi çıkarabilir madenlerden, bir de Trabzonspor'un golleri. Çukurova'da pamuk toplamaktan elleri nasır bağlamışların umut kaynağı, tarih boyunca hiçbir şeye sevinememişlerin sevinç kaynağıdır Trabzonspor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor'un asi ruhudur bizi cezbeden ve bu ruha sahip bir takımın taraftarı olmakla övünürüz. Trabzonspor’un büyüklüğünün nedenleri 3 İstanbullunun sözde "büyüklüğü" ile alakalı olmadığı için kabullenmeyiz 4. büyüklüğü. Biz taraftarlarının gözünde en büyüktür Trabzonspor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küçülüyoruz!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;20 küsür yıldır şampiyon olamamamıza rağmen her yıl şampiyonluk umuduyla başladık sezona. Kimi zaman kıl payı kaçırdık şampiyonlukları. 3 İstanbulluların çirkeflikleri engelledi bizi çoğu zaman. Haksız yere elimizden alınan şampiyonluklar gördük. Başbakanlara varana dek Trabzonspor düşmanlıkları gördük. Ama ümidimizi kaybetmedik hiçbir zaman.&lt;br /&gt;Ta ki bu sezona kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonsporumuzun 40. yılını kutladığımız, aynı zamanda 2007-2008 sezonunun başlamak üzere olduğu bugünlerde Trabzonsporlular bugüne değin hiç olmadığı şekilde ümitsizdirler. Bundan daha birkaç yıl öncesine kadar 25 bin kişi ile "hak yürüyüşü" yapan Trabzonsporun 40. yıl yürüyüşüne sadece 250 kişinin katılması bu ümitsizliğin göstergesi değilse nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir bizi ümitsizliğe düşüren? Ne oldu da Trabzonsporlular bu derece ümitsizleşti? "Taraftar bu kadar yılın ardından yoruldu" diyenler var. Bir oranda doğru olabilir. Ama kim ne derse desin Trabzonsporluların bu sezona bu denli ümitsiz başlamalarının başlıca nedeni son 2 yıldır Trabzonspor’u yöneten anlayıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 2 yıldır Trabzonsporumuz sistemli bir şekilde küçültülmekte ve sıradanlaştırılmaktadır. Nuri Albayrak başkanlığındaki yönetim ve görevlendirdikleri Teknik direktör Ziya Doğan bu sıradanlaştırma operasyonunun sorumlularıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sıradanlaştırma nedeniyle daha birkaç yıl önce İstanbul’da Fenerbahçe’ye defans yapmasını eleştirdiğimiz, sürekli saldırmasını istediğimiz takımımız, kendi sahasında Erciyesspor’a 10 kişiyle defans yapar hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sıradanlaştırma nedeniyle Trabzonspor’u Gençlerbirliği ile karıştırır hale gelenler, Milan Stepanov’u 3 milyon dolara satmakla övünür hale gelmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu küçültme operasyonunun adımları saymakla elbette bitmez, sonuca bakalım. Sonuç nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ümitlerimiz Çalındı!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Trabzonspor taraftarlarının büyük kısmı hiç şampiyonluk görmemiş ya da hayal meyal hatırlayan biz gençlerden oluşmakta. Yıllardır hiç şampiyonluk görmediğimiz halde büyük bir inançla takımımızı desteklemeyi sürdürdük. Hiç bir zaman da ümidimizi kaybetmedik. Ama bu sezona başlarken maalesef elimizdeki tek varlığımız da çalınmıştır: Trabzonsporlunun ümitleri çalınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bizlerde hiç mi kabahat yok? Bu küçültme operasyonu halen sürmesine rağmen biz taraftarlar kulübümüze hangi oranda sahip çıkıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tez zamanda Trabzonsporlular bu bilinç yanılmasından kurtulmalı. Aralık ayı kongre ayı. Trabzonspor'un asi ruhuna sahip yönetici adayları bu ruha uygun davranmalı. Siyasi iktidarın olanaklarını elinde bulunduranların tehditlerine baskılarına boyun eğmeyerek takımına sahip çıkmak için öne atılmalı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Korkmayınız!!! Trabzonspor’un tarihi bu asi ruh ile yazılmıştır. Bugün tarih yazmak da bizlerin elindedir. Yok eğer "biz böyle iyiyiz" dersek önümüzdeki yıllarda Trabzonspor’un gitgide küçülüp yok olduğunu izlemeye razıyız demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutla kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gökhan BAŞAKOĞLU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gokhan.basakoglu@mynet.com"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;gokhan.basakoglu@mynet.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.trabzonsport.com/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.trabzonsport.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-3330584819764727643?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/3330584819764727643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=3330584819764727643' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3330584819764727643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3330584819764727643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/asi-ruh.html' title='Asi Ruh!'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryr81_jyAFI/AAAAAAAAAGg/G5-ytCrAq4A/s72-c/gokhan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-8863817454135358102</id><published>2007-11-02T03:28:00.000-07:00</published><updated>2007-11-02T03:30:21.870-07:00</updated><title type='text'>Nihat Genç / Trabzonspor Üzerine</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/iDTENLalJfU&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/iDTENLalJfU&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihat Genc BMN iftar yemeginde Trabzonspor üzerine konusuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'nin en büyük lobisi, Trabzonlular lobisidir."&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-8863817454135358102?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/8863817454135358102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=8863817454135358102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/8863817454135358102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/8863817454135358102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/nihat-gen-trabzonspor-zerine.html' title='Nihat Genç / Trabzonspor Üzerine'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-981319831602990407</id><published>2007-11-02T02:24:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:21.392-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boztepe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezai özen'/><title type='text'>Trabzon Gecesi</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyrtefjyAEI/AAAAAAAAAGY/A9lU5wivxEg/s1600-h/trabzon-gece.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128172233838166082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyrtefjyAEI/AAAAAAAAAGY/A9lU5wivxEg/s400/trabzon-gece.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyrtNfjyADI/AAAAAAAAAGQ/otV5s8Pepv8/s1600-h/trabzon-gece.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu gece Boztepe'den&lt;br /&gt;Trabzon'u seyrettik&lt;br /&gt;Meydan'a, Liman'a, Çömlekçi'ye&lt;br /&gt;Akçaabat'a baktık.&lt;br /&gt;gökyüzü cıvıl cıvıl&lt;br /&gt;Geceleri ne de güzel olurmuş bu şehir?&lt;br /&gt;Ne de güzel sevdalar yaşatırmış insana&lt;br /&gt;Karadeniz'e vuran yakamozlarla&lt;br /&gt;Gündüz çok umarsızsın Trabzon&lt;br /&gt;Ya geceleri neden bu kadar&lt;br /&gt;Ağlatıyorsun bizi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu gece Boztepe'den&lt;br /&gt;Trabzon'u seyrettik&lt;br /&gt;Issız bir ormanda&lt;br /&gt;Ötüşen kuşlarla yol aldık&lt;br /&gt;Ganita'ya, Faroz'a, Erdoğdu'ya&lt;br /&gt;Bir melek uçuyordu başımda&lt;br /&gt;Müjdeler olsun gönlüm.&lt;br /&gt;Bu şehir senden çok şeyler aldı&lt;br /&gt;Tek bir şey bıraktı geriye&lt;br /&gt;Aşkların en güzel esaretini&lt;br /&gt;Gündüzleri çok umarsızsın Trabzon&lt;br /&gt;Ya geceleri neden bu kadar&lt;br /&gt;Ağlatıyorsun bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sezai Özen&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.antoloji.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: http://www.resimlerx.com&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-981319831602990407?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/981319831602990407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=981319831602990407' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/981319831602990407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/981319831602990407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-gecesi.html' title='Trabzon Gecesi'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RyrtefjyAEI/AAAAAAAAAGY/A9lU5wivxEg/s72-c/trabzon-gece.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-3952974049720340980</id><published>2007-11-02T01:58:00.000-07:00</published><updated>2007-11-02T02:03:37.536-07:00</updated><title type='text'>Yayla Zamanı</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/k6i1HsSY6WI&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/k6i1HsSY6WI&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz: Nihat GENÇ&lt;br /&gt;Müzik: Fuat SAKA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayla zamani geldi &lt;br /&gt;Trabzon'a bir gemi &lt;br /&gt;Bir gemi geldi &lt;br /&gt;Yıldızlari topladi gitti &lt;br /&gt;Trabzon'a bir gemi &lt;br /&gt;Bir gemi geldi &lt;br /&gt;Yayla zamani geldi &lt;br /&gt;Trabzon'a bir gemi &lt;br /&gt;Bir gemi geldi &lt;br /&gt;Dağlari yükledi gitti &lt;br /&gt;Trabzon'a bir gemi &lt;br /&gt;Bir gemi geldi... &lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-3952974049720340980?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/3952974049720340980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=3952974049720340980' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3952974049720340980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3952974049720340980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/blog-post.html' title='Yayla Zamanı'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-4487455125552224814</id><published>2007-11-02T01:42:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:21.550-08:00</updated><title type='text'>Fatih ve Hoşoğlan</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryrjm_jyACI/AAAAAAAAAGI/CS0WVcYYPf0/s1600-h/fatih_fetih.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128161384750776354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryrjm_jyACI/AAAAAAAAAGI/CS0WVcYYPf0/s200/fatih_fetih.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Fatih Sultan Mehmet’in orduları Trabzon önlerine gelmişti. Pontus Kralı Davit, Fatih’e karşı Trabzon’u kurtarmalıydı. Düşündü, taşındı, kararını verdi. Fatih’e bir heyet gönderdi, şu teklifi yaptı:- Şehrin dışında ve sahilde Ayasofya kilisesi ile kule arasında kalan bir zincir var. Bu zincir, kırk defa atılacak top güllesi ile koparılırsa, şehri teslim edeceğim. Yok eğer koparılamazsa, Fatih ordularını geri çeksin. Heyet başkanı bunları söyledikten sonra şu sözleri de ilave etti:- Devletlu sultan, topçularına her zaman güvendiğini ifade eder, bu teklifimizi elbette kabul edecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Fatih Sultan Mehmet, kendisinin ve ordusunun gururuna hitap eden bu teklifi kabul etti. Haber Trabzon - Pontus Kralına ulaştırıldığı zaman, Davit :- Kurtulduk. Gözle dahi görülmeyen bir zincirin, ta uzaklardan atılacak gülle ile koparılmasına imkan yoktur. Zincir koparılmayanca Fatih de sözünde duracak, ordusu ile geri dönecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Derken top atışları başladı. Bir, iki, üç! Fatih, top başında bekliyor, her atılan gülle, boşlukta kayboldukça, üzülüyordu. 39′uncu gülle de atılmış, en nişancı topçular denendiği halde, zincir koparılamamıştı. Fatih son emrini verdi:- Kendine güvenen varsa gelsin top başına! Güvenmek mesele değildi. Bu sonuncu gülle de boşa giderse, kelleyi vermek de vardı. Derin bir sükut oldu. Kimse top başına gelemiyordu. Tam bu sırada birden topun ateşlendiği görüldü. Bir gülle boşluğa uçtu. Kimdi topu ateşleyen?Herkes şaşakalmıştı. Sonunda, çelimsiz bir yeniçerinin bu topu ateşleyiverdiği anlaşılmıştı. Yaka paça Fatih’in huzuruna getirdiler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Fatih, hiddetle sordu:- Sen topçu musun?- Değilim!…- O halde topu neden ateşledin?- Zinciri koparmak için devletlim… Fatih, hiddetinden köpürüyordu. Son fırsatı da kaçırmıştı. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Haykırdı:- Tez başını vurun! Bir anda bir baş yuvarlandı. Az sonra da karşı tepelerden bir çığlık yükseldi.- Zincir koptu!… Şehir teslim oluyor!… Ortalık birbirine karışmıştı. Ordu çığ gibi şehre akıyor, en önde, koltuğunun altında kesik başı bulunan bir yenicerinin koştuğu görülüyordu! Bu, biraz önce topu ateşleyen Hoşoğlandı… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hoşoğlan, görüldüğünü anlayınca olduğu yere yığılmış kalmıştı. Trabzon kalesinde Fatih’in bayrağı dalgalanırken, Hoşoğlan’ın mezarı üzerinde de bir türbe yükseliyordu. Destanlarla süslü bir türbe!…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeler.gen.tr/"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;http://www.hikayeler.gen.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-4487455125552224814?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/4487455125552224814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=4487455125552224814' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4487455125552224814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4487455125552224814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/fatih-ve-hoolan.html' title='Fatih ve Hoşoğlan'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryrjm_jyACI/AAAAAAAAAGI/CS0WVcYYPf0/s72-c/fatih_fetih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-4551114406421993757</id><published>2007-11-01T07:14:00.001-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:21.750-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hilmi yavuz'/><title type='text'>Trabzon günleri (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RynfkPjx_7I/AAAAAAAAAFQ/vwLkAJKiZVc/s1600-h/7617.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127875464482914226" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RynfkPjx_7I/AAAAAAAAAFQ/vwLkAJKiZVc/s200/7617.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;Trabzon'da ikinci günün akşamında, Yomra Fen Lisesi'ndeki 'Şiir ve Yaşam' konferansından sonra, sevgili Ercan Yılmaz'ın 'Radyo Aktif'teki 'Yeraltından Notlar' programına konuk oldum. 'Radyo Aktif' Trabzon ve yöresinde ilgiyle izlenen yayınlar yapan bir radyo. Radyonun Genel Yayın Koordinatörü Serkan Türk, aynı zamanda 'Ada' dergisi yazarlarından, denemeleri yayımlanıyor dergide.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ercan'la söyleşi biçiminde gerçekleşen programın müziklerini Serkan önceden saptamış. Özellikle de benim 'Geçmiş Yaz Defterleri'nde sözünü ettiğim müzikleri çaldı söyleşi aralarında: Moustaki'yi ve Kenny G.'yi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;'Radyo Aktif'ten çıkıp yemeğe, oradan da hep birlikte Yaşar Bedri, Ercan Yılmaz, Serkan Türk, Ertuğrul Atalay, Haydar Karsan, Hayrettin Orhanoğlu ve Hayati Ayçiçek, Cafe Keyif'e gittik. Bir gece önce de oradaydık, ben tekrar oraya gidelim diye ısrar ettim. Bilenler bilirler: Gittiğim şehirlerde, sevimli ve şirin kahveler ararım hep. Ankara üzerine yazdığım bir yazıda da belirtmiştim, okurlarım hatırlayacaklardır, beni bir şehrin cadde ya da pasajlarındaki kahvelerde oturmak, hele yaz aylarında ve bir kaldırımüstü kahvesiyse, ömre bedel bir hazla donatır. Bu defaki Trabzon seyahatimin lezzetlerinden biri de, Cafe Keyif'i tanımak oldu. Orada, o borulu gramofonun ve onca eski eşyanın arasında, dostlarla söyleşip uzak iklimlerin aromalarını çay fincanlarında tadarak geçirdiğim saatlerde, sendikacı dostum Haydar Karsan'ın ince şakalarını, zari ironilerini, Ertuğrul Atalay hoca'nın engin tarih ve edebiyat bilgisini (aslında o, bir coğrafya öğretmeni!), Hayati Ayçiçek'in tatlısert üsluplu eleştirilerini, Hayrettin Orhanoğlu'nun 'imge' üzerine derinlikli düşüncelerini dinlemek! Ne bahtiyarlık! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ertesi sabah, yine sevgili Ercan Yılmaz'la birlikte, Kuzey TV'de, 'Nezih Saatler' programında, canlı yayın konuğu olduk. Program, adından da anlaşılabileceği gibi, Neziha hanım kızımızın programı. Neziha, beni bundan önceki Trabzon seyahatim sırasında da programına konuk etmişti. 'hurufi şiirler'den yol açıkarak Hilmi Yavuz şiiri üzerine uzun ve (bana göre elbet!) lezzetli bir söyleşi yaptık. Arada, birkaç şiirimi de okudum. Ercan da Neziha da, iyi hazırlanmış sorularla programı zenginleştirdiler. Var olsunlar! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;O günkü son işimiz, dostumuz Erhan Cömert'in 'Üçyol Kitabevi'nde imza ve söyleşi idi. Erhan, Kitapevi'nin alt katını, bir kafe biçiminde düzenlemiş. Orada bir yandan çaylar içerek kitaplar imzaladım, bir yandan da gelen okur ve dostlarla söyleştim. 'Ada' dergisinin çizerlerinden (bana göre, çok esaslı bir desen anlayışı var) Hakan Sümer, Sürmene Lisesi'nden öğrencileriyle gelmişti. Hakan'ın Sürmene Lisesi'nde resim öğretmeni olduğunu bilmiyordum, Lisede 'Tekne' adında bir de dergi çıkarıyorlarmış. Bir okul dergisi olarak hem içeriği hem de mizanpajı ile, fevkalade başarılı buldum 'Tekne' dergisini. Hakan, derginin Genel Yayın Yönetmeni. Öğrencileri Hacer, Sezen, Hatice, Elif beni soru yağmuruna tuttular, 'Tekne' için bir de röportaj yaptılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Son geceyi yine Cafe Keyif'te, dostlarla geçirdim. Cafe Keyif'in sahibi Bora Numanoğlu kardeşime, bize gösterdiği ilgi (ve elbette, gecenin geç saatlerine kadar kaldığımız için, tahammül) gösterdiğinden dolayı teşekkür ettim. Cafe Keyif'ten ayrıldıktan sonra, Yaşar Bedri, illa Boztepe'ye çıkalım istedi. Ercan, Hayrettin, Ertuğrul Hoca ve Haydar Karsan Boztepe'den kuşbakışı Trabzon'u seyrettik. Küçük reis Bedros (Yaşar Bedri'ye öyle diyorum ben!) bol bol fotoğraf çekti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Pazar sabahı uçakla İstanbul'a dönerken düşündüm. Belleğimin albümünde oradan, Trabzon'dan insanı, doğası ve mekanlarıyla o kadar çok imge vardı ki! Onları, o güzel imgeleri, belleğimin albümünden sık sık çıkarıp bakacağım artık...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Hilmi YAVUZ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: Zaman / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-4551114406421993757?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/4551114406421993757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=4551114406421993757' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4551114406421993757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4551114406421993757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-gnleri-2.html' title='Trabzon günleri (2)'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RynfkPjx_7I/AAAAAAAAAFQ/vwLkAJKiZVc/s72-c/7617.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-3477518040626495500</id><published>2007-11-01T07:07:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:21.975-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hilmi yavuz'/><title type='text'>Trabzon günleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryne8vjx_5I/AAAAAAAAAFE/AVfjUUfV-ZE/s1600-h/7617.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127874785878081426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryne8vjx_5I/AAAAAAAAAFE/AVfjUUfV-ZE/s200/7617.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryne3_jx_4I/AAAAAAAAAE8/lN-4q29yzBQ/s1600-h/7617.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon'dan İstanbul'a dönerken, pazar sabahı, gökyüzünde bulut yoktu, İstanbul'daysa karanlık bir yağmur vardı. Tıpkı kalbim gibiydi gökyüzü, İstanbul'da kapkaraydı, Trabzon'da mavi kaldı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Okurlarım bileceklerdir: Ne zaman Trabzon'a gitsem, oradan hep büyük bahtiyarlıklarla donanmış olarak dönerim. Yaşlanınca insanın daha çok mu sevilmeye gereksinimi oluyor;- sanırım, öyle! Yaşlılığın biraz da çocuklaşmak anlamına gelmesi bundan dolayı mı? Belki de!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Orada, Trabzon'da, benim sevgili dostlarım var: Ercan Yılmaz, Yaşar Bedri! İkisi de şair. Ercan, Yomra (Trabzon'un ilçesi) Fen Lisesi'nde Edebiyat öğretmeni. Yaşar Bedri ise, onun, şairliği dışında, birçok şapkası var: Ressam, fotoğraf sanatçısı, öykücü, meselci, nakkaş... Bu üç günlük yolculuğum sırasında hiç yalnız bırakmadılar. Dünyalara bedel üç gün... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Perşembe akşamı saat 19.00 sularında Trabzon Havaalanı'na iner inmez, apar topar, Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi'ne götürdüler beni. Trabzon Atatürk Lisesi öğrencilerinin 'Hilmi Yavuz'un Şiirleri'nden oluşan bir Şiir Akşamı'na. Trabzon Atatürk Lisesi'nin değerli Müdürü, aziz dostum Ertuğrul Atalay'ın girişimiyle, edebiyat öğretmenleri Elif Bayındır ve Hayrünnisa Gülsevil'in düzenledikleri 'Şiir Akşamı'nda, öğrenciler tam 42 şiirimi okudular. Elbette iyi hazırlanmışlardı ama, okumalar bitince yaptığım teşekkür konuşmasında, kendi şiirlerimi en iyi kendimin okuduğunu söylemeyi de ihmal etmedim elbet!!! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ertesi sabah, önce Trabzon Atatürk Lisesi'ne, aziz dostum Ertuğrul Atalay'a teşekküre gittik, öğretmenlerle tanıştık, özellikle de rehber öğretmen Dursun Korkmaz ve Edebiyat öğretmeni Kenan Kalaycıoğlu ile sohbet ettik. Kenan Hoca'da, benim lise yıllarımdaki edebiyat öğretmenlerini andıran bir şeyler buldum sanki;- o, donanımlı ve her şeyini öğrencileri için harcayan 'mefkureci' edebiyat öğretmenlerini... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon Atatürk Lisesi'nden ayrıldıktan sonra, sevgili dostum Kenan Sarıalioğlu'nu Numune Hastanesi'nde görmeye gittik. Kenan, zatülcenp olmuş, ama çok iyi göründü bana. O her zamanki şakacılığı ile, beni artık Trabzon'a davet etmeyeceklerini, çünkü insanın 'kendi memleketi'ne davet edilmesi diye bir şeyin söz konusu olamayacağını bildirdi;- bundan önceki gelişimde, beni Trabzon'un 'fahri hemşehrisi' ilan etmişti ya, onu hatırlattı... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Cuma günü öğleden sonra Yomra Fen Lisesi'nde bir konferansım vardı: 'Şiir ve Hayat'. Söylemesi bile fazla: Sevgili Ercan Yılmaz evladım, Okul Aile Birliği Başkanı Nilgün Balçık'ın katkılarıyla örgütlemişti bu konferansı. Orada, konferans öncesi Lise Müdürü Muhsin Çavuşoğlu, Müdür yardımcısı Hasan Beşer ve Din Kültürü öğretmeni Mustafa Aktürk'le görüşürken (ayraç içinde belirteyim: Mustafa Aktürk kardeşim, Trabzon gezimizde hep benimle birlikte idi), içeriye Prof. Nazan Bekiroğlu girdi. Meğer Nazan Hoca'nın kızı Nilbeste, Yomra Fen Lisesi'nde öğrenci değil miymiş! Yomra Kaymakamı Aydın Memük bey ile Yomra Milli Eğitim Müdürü İrfan Ertav'ın da katılmasıyla, sohbet daha da genişledi. Ben Türkiye'nin en önemli sorununun nüfus sorunu olduğunu önesürdüm; Nazan Hoca ise, eğitimde ısrar etti... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;'Şiir ve Hayat' üzerine konuştuktan sonra şiirler okudum ve öğrencilerin sorularına cevap verdim. Hemen şunu belirtmeliyim: Ercan Yılmaz'ın öğrencileri Burcu Aker ve Esin Yüksek başta olmak üzere, çok canalıcı sorular sordular. Yetkin bir edebiyat öğretmeni, öğrencilerini nasıl eğitip yetiştirirmiş, bunu Ercan Yılmaz'ın öğrencilerinde gördüm açıkça. İyi şairler, iyi öğretmen de oluyorlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Konferansın sonunda bana Yomra Fen Lisesi adına Trabzon işi telkari bir kahve tepsisi ve Yomra Milli Eğirim Müdürlüğü adına da, yine telkari bir şekerdan armağan edildi, doğrusu mahcup oldum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bitmedi. Trabzon izlenimlerimi anlatmaya devam edeceğim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Hilmi YAVUZ&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: Zaman / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-3477518040626495500?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/3477518040626495500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=3477518040626495500' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3477518040626495500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3477518040626495500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-gnleri.html' title='Trabzon günleri'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Ryne8vjx_5I/AAAAAAAAAFE/AVfjUUfV-ZE/s72-c/7617.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-4937853583219822191</id><published>2007-11-01T05:02:00.001-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:22.013-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mustafa bayraktar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><title type='text'>Trabzon ve üç önemli konu...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RynAdPjx_1I/AAAAAAAAAEg/igz3bQuIBso/s1600-h/mbayraktar.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127841259363368786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RynAdPjx_1I/AAAAAAAAAEg/igz3bQuIBso/s400/mbayraktar.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon, daha doğrusu bölgeyi ilgilendiren üç önemli konu hakkında bugün kaleme alacağımız yazılar gerçekten çok önemli. Öncelikli konumuz, Sürmene Tersanesi. Tersanenin bölgeye kazandırılması gerektiğinin altını çizmiş ve 'Bugüne kadar üvey evlat muamelesi gören Trabzon ve Karadeniz bu proje ile biraz olsun kendine gelecektir. Trabzon'un ve bölgenin ekonomisini değiştirecek bu projeye herkes sahip çıkmaladır' demiştik. Biz bunları yazarken Trabzonlular ve özellikle de Trabzon valisi Adil Yazar olayın takipçisi oldular. MHP Milletvekili Nail Çelebi'yi de unutmamak gerekiyor. Sayın Çelebi'nin de yaptıkları inkar edilemez. Kim yaptıysa yaptı ve proje 2003 yılında 10 milyon dolara ihale edilecek. Bu proje ile bölgede ilk planda binlerce insana yeni iş alanları açılacak. Gelelim ikinci olayı. O da Trabzon limanı. Limanla ilgili olarak bugüne kadar o kadar çok yazı yazıldı çizildi ki limanı yönetenlerin, özelleştirmeye çıkaranların da kafası karıştı. Limanın Trabzon Özel İdaresi'ne verilmesinden sonra işletmesinin devri konusunda yapılanlardan bugüne kadar sonuç çıkmadı. Bu konuda vali Adil Yazar'la yaptığımız görüşmede sorunun ivedi olarak çözümlenmesi gerektiğini, aksi takdirde kamuoyunda yanlış anlaşılmalara neden olduğunu ve sorun doğuracağını ifade etmiştik. Kendisi de bizimle aynı fikirde olduğunu, en kısa zamanda ihale edilmesi gerektiğini ve bunun için uğraştığını söylemişti. Velhasıl sonunda limanla ilgili şartname hazırlanmış. Bu ne demek biliyor musunuz? Liman en kısa zamanda faaliyete geçecek. Tabii burada şüphelerimizi ortadan kaldıracak olan çalışmalarda bir aksama olmazsa. Gelelim üçüncü önemli konuya. Trabzon ve bölge için günlerdir tartışma konusu yapılan Pontusçuluk olayları. Bu konuda çeşitli kesimlerden farklı açıklamalar geliyor. Bölgede infial yaratabilecek nitelikteki olayların yeniden gündeme getirilmesindeki amacı anlamak mümkün değil. Bizim gibi düşünen 50'nin üstündeki sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileri bu olayı kınayıcı açıklamalar yaptılar. Bu konu sadece Trabzon ve bölgenin değil, ülkenin sorunudur. Yetkililerin bu konuda acil olarak ciddi ve etkili adımlar atması gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Mustafa BAYRAKTAR&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: Akşam / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-4937853583219822191?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/4937853583219822191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=4937853583219822191' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4937853583219822191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4937853583219822191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-ve-nemli-konu.html' title='Trabzon ve üç önemli konu...'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RynAdPjx_1I/AAAAAAAAAEg/igz3bQuIBso/s72-c/mbayraktar.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-7607732063229569264</id><published>2007-11-01T04:56:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:22.306-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='radikal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuray mert'/><title type='text'>Trabzon Buluşması</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym_pPjx_0I/AAAAAAAAAEY/WhXdIYKghHI/s1600-h/45c3618ac5980_Nuray_Mert_-_Foto_Turkishtime.png"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127840366010171202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym_pPjx_0I/AAAAAAAAAEY/WhXdIYKghHI/s400/45c3618ac5980_Nuray_Mert_-_Foto_Turkishtime.png" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;2 Şubat Cuma günü, bir grup Trabzonlu şehrimize gidip, Devlet Tiyatrosu Haluk Ongan Sahnesi'nde, bir buluşma gerçekleştirdik. O kadar kaçındığımız halde, adı yine 'Aydınlar Toplantısı' diye anıldı. Yok, 'aydın' olmaya, böyle tanımlanmaya itirazımız olduğundan değil, şehrimize tepeden bakmayı mı çağrıştırır kaygısıyla, toplantımız böyle anılsın istemedik. Son olaylar vesilesiyle, Trabzon'daki sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerinden bazı arkadaşlarımızla sürekli haberleşiyorduk. Sağ olsunlar, Hrant'ın katlinin ardından ses vermekte gecikmediler. Ardından, cinayetin failinin Trabzon'dan çıkması karşısında, Trabzon'a yönelen kuşkulara karşı tepki verdiler. Biz, şehir dışında yaşayan Trabzonlular dedik ki, onlara destek verelim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Böyle bir olaydan sonra, üstelik de, geçen sene bir rahibin öldürülmesi gibi, daha önce benzer birkaç olay olduğu için, gözlerin bir şehre çevrilmesi doğaldı. Ama, 'Ordu Trabzon'a el koysun' gibi seslerin bile çıktığı bir ortamda, biz bu anlamda şehrimize sahip çıkalım, demokratik tepki verelim istedik. Ayrıca, Hrant'ı Trabzon'da da analım, cinayeti bir kez daha lanetleyelim dedik. Amacımız bundan ibaretti ve sanıyorum istediğimiz şeyi gerçekleştirdik. Bu amaca yönelik, bu mütevazı çabamıza önayak olan, destek veren herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;En başta, Trabzonlu Bayındırlık Bakanı sayın Faruk Özak, büyük destek verdi. Toplantıda yaptığı konuşmada, bu vesileyle, birkaç gün sonra (5 Şubat) geçen sene öldürülen rahibi anma toplantısına Trabzon'un en iyi şekilde ev sahipliği yapacağını, yapması gerektiğini vurguladı. Farklı görüşlerden tüm katılımcılar, şiddet savrulmalarına karşı ortak duruş sergileyip, Trabzon'un çokkültürlü geçmişinin esin kaynağı olması gerektiğinin altını çizdiler. Lafla, sorunlar tabii ki bir çırpıda hallolmuyor, ama mevcut ortamda bu yönde lafların çoğalması, tekrarlanması da önemli bir kalkış noktası olabilir. En azından öyle olmasını umuyoruz. Toplantıya, çağrıyı Trabzon Barosu Başkanı (Veysel Malkoç) ev sahipliğini başta, İnsan Hakları Derneği Başkanı (Gültekin Yücesan) yaptı. Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu (CHP), KTÜ Rektörü adına yardımcısı Prof. Selahaddin Köse birer konuşmayla katıldılar. Bunun dışında, Trabzon'un saygın politika duayenlerinden eski Meclis Başkanı Necmettin Karaduman ve Kocaeli Üniversitesi Rektörü Sezer Komsuoğlu, yoğun programlarına rağmen büyük bir coşku ile katıldılar. Kocaeli'nin Trabzonlu Milletvekili Süleyman Gündüz, şair Yaşar Miraç, şair-yazar Sunay Akın, yazar Nihat Genç, Yenişafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül, Empati Grubu kurucularından Şinasi Haznedar ve gazeteci Ali Değirmenci, Kocaeli Üniversitesi'nden Prof. Cengiz Erçin, Trabzon Fikir Kulübü adına Seyfi Erbaş, CNN haberden Gürkan Zengin belli başlı konuşmacılardı. Gerçi, şehrimizin ünlü şairi Yaşar Miraç, geçen sene yazdığı bir yazı dolayısıyla kendisini kızdıranlara kızgındı, konuşması tartışma ile sonuçlandı ve sonradan öğrendik ki basın mensubu arkadaşlarımız, maalesef, toplantının en çok bu kısmını yansıtmışlar. Oysa, biz bunu abartmak değil, hem şair hem Trabzonlu olmasına yormak gerektiğini düşünmüş, şakalaşmıştık. Nitekim, toplantı sonunda söz alan Rus Konsolosu da, toplantının renkli geçeceğini tahmin ettiğini, ama bu derece esprili olacağını düşünmediğini söyleyip hepimizi güldürdü. Sonuçta, dediğimiz gibi mütevazı amaçlı ama önemsediğimiz bir buluşmaydı, ardından sohbet ettiğimiz, Fransız gazeteciler, ilk kez İnsan Hakları Derneği gibi bir sivil toplum örgütüyle farklı siyasilerin ve bu derece farklı görüşlerin bir toplantı çatısında buluştuğuna tanık olduklarını söylediler. İnşallah hayırlara vesile olur, Trabzon'da da, diğer şehirlerde, sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütleri, marjinal muamalesi görmektenSon olarak, başta sevgili arkadaşlarım Zerrin ve Mehmet Ongan olmak üzere, emeği geçen herkese, Yasemin Arslanoğlu, Necati Zengin (Trabzon Sanat Tiyatrosu), Haydar Karsan (KESK), şair Kenan Sarıalioğlu, yazar Veysel Usta ve Yavuz Saltık'a (Trabzon Fikir Kulübü) teşekkür ederim. Toplantıya rahatsızlıkları dolayısıyla gelemeyen Prof. Mehmet Bekaroğlu ve Mehmet Durmuş'a geçmiş olsun diyoruz. Israrla davet etmemize karşın, tepki toplarız, onu veya bunu kızdırız diye olsa gerek, kaytaranlara diyecek sözüm yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Nuray MERT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: Radikal / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-7607732063229569264?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/7607732063229569264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=7607732063229569264' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/7607732063229569264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/7607732063229569264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-bulumas.html' title='Trabzon Buluşması'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym_pPjx_0I/AAAAAAAAAEY/WhXdIYKghHI/s72-c/45c3618ac5980_Nuray_Mert_-_Foto_Turkishtime.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-1607674889997023319</id><published>2007-11-01T04:44:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:22.520-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='necip fazıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='naci bostancı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yapmur'/><title type='text'>Bu Yağmur</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym85fjx_yI/AAAAAAAAAEI/ZBVAaaBoGBE/s1600-h/yagmur.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127837346648162082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym85fjx_yI/AAAAAAAAAEI/ZBVAaaBoGBE/s400/yagmur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur, bu yağmur bu kıldan ince,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Nefesten yumuşak yağan bir yağmur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur, bu yağmur bur gün dinince,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Aynalar yüzümü tanımaz olur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur kanımı boğan bir iplik,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Tenimde acısız yatan bir bıçak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur yerde taş ve bende kemik,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Dayandıkça ağır ağır yanacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur, soğumuş yarada kezzap,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sabrın memesine yapışmış sülük,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ne başı, ne sonu olmayan azap,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yandıkça gelişen sihirli kütük.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur, tufanı belki de Nuh'un,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ve gölgede yüzen odam, gemisi,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Akrebi, çiyanı, böceği ruhun,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ne varsa meydanda, meydanda hepsi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu yağmur, delilik vehminden üstün,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Karanlık kovulmaz düşüncelerden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Cinlerin beynimde yaptığı düğün,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sularsan, seslerden ve gecelerden.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Necip Fazıl KISAKÜREK&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Not: "Trabzon'daki günlerinde şair Necip fazıl "Bu yağmur bu yağmur bu kıldan ince/Nefesten yumuşak yağan bu yağmur..." diye başlayan bir şiir kaleme almıştı. Şiiri okuduğumda Karadeniz'in yağmurlarıyla tanışık birisi olarak onu bir otel odasında (bir merhamettir yanan otel odalarının...) çerçevesi ağaçtan bir pencere önünde, şehri yukarıdan denize doğru gören bir yerde, yağmura dalmış bir halde düşündüm. " Prof. Dr. Naci BOSTANCI&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-1607674889997023319?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/1607674889997023319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=1607674889997023319' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/1607674889997023319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/1607674889997023319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/bu-yamur.html' title='Bu Yağmur'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym85fjx_yI/AAAAAAAAAEI/ZBVAaaBoGBE/s72-c/yagmur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-3739963978583734433</id><published>2007-11-01T04:42:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:22.724-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sabah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sunay akın'/><title type='text'>Burası da Trabzon!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym79vjx_xI/AAAAAAAAAEA/hbS7jl7CvlI/s1600-h/sunay_akin1.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127836320150978322" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym79vjx_xI/AAAAAAAAAEA/hbS7jl7CvlI/s400/sunay_akin1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Salonun tüm koltukları doluydu; sahnenin önünde yerde oturanlar, koridorlarda ise ayakta duranlar vardı. Bine yakın insan içerdeyken, söyleyenlerin yalancısıyım, bir o kadarı da kapıdan dönmüştü. Kentin yakın tarihinde ilk kez.. Hayır! İkinci kez böylesine ilgi gösterilen bir etkinlik oluyordu. İkinci kez dedim, çünkü geçen yıl ilki düzenlenen Kültür ve Sanat Festivali'nde de bir gösteri yapmıştım. Aynı ilgi, aynı kalabalık geçen yıl da vardı. İşte ben, bu kentte dünyaya açtım gözlerimi. Türkçe'yi bu kentte öğrendim, kitabı bu kentte tanıdım ve sevdim. Kentin adı Trabzon'dur! Hani, linç için bir araya gelenlerin kentin yüzü gibi tanıtıldığı, bir şaire, bir meddaha gösterilen yoğun ilginin haber bile olmadığı Trabzon! Fatih Altaylı gibi söyleyelim: Biz ne zaman adam oluruz?.. Bir kentin insanlarını yalnızca kötü amaçla bir araya geldiklerinde değil, sanat etkinliklerinde daha fazla kalabalığı oluşturduklarını haber yaptığımız zaman!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;TRABZON HİKAYESİ&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;İki yıldır konserlere, sergilere, konferanslara, gösterilere sahne oluyor Trabzon. Volkan Canalioğlu'nun başkanlığında kent, yıllardır kaybettiği kültür kimliğini yeniden kazanma uğraşı veriyor. Bu çabasında Trabzon yalnız bırakılmamalı. Maçka'da ve Trabzon'da iki yıldır düzenlenen etkinliklerde, yöre halkının sanata ve sanatçıya sahip çıkması mutlaka kentin gerçek kimliği olarak öne çıkarılmalı ve tanınmalıdır. Bu örnek oluşturmayla, festival için çalışan insanlara moral bakımından güç sağlanır ve bir sonraki etkinliğe olan ilgiyi daha da artırabiliriz; tabii ki, Doğu Karadeniz'i yalnızca bir 'haber' olarak görmüyorsak! Bu yılki etkinlikler de sona erdi. Önemini yukarda anlatmaya çalıştığım duyarlık yazılı ve görsel basın tarafından gösterilmedi. Trabzon, bir kez daha saha kapatma, cinayet ve cinnet haberlerine mahkum edildi!.. Bir kez daha sevgili Altaylı gibi soralım: Biz ne zaman adam oluruz?.. Bataklığın çamurunu değil, nilüfer çiçeğini de gördüğümüz zaman. Trabzon'un Kunduracılar Çarşısı'nda diş doktoru Nizamettin Algan'ın muayenehanesi vardı. Nizamettin amcanın Afrika maskları ve totemlerle dolu bekleme salonu bir müzeden farksızdı. Biliyordum ki, kardeşi de doktordu ve diplomasını duvara asmak yerine, Afrika'daki yoksul, aç insanlara yardım ediyordu. Kara kıtada insanlık için direnen, türlü zorluklara karşı hayat kurtaran bir doktorun Trabzonlu olmasıyla her zaman övündüm, gurur duydum. Nizamettin amcanın bekleme salonunda sergilenen Afrika eşyaları, biz Trabzonlu çocukların dilinden düşmezdi. UNESCO doktoru Celalettin amcayı yıllar sonra gördüm. Çocukluğumun kahramanı meğer ne kadar da kısa boyluymuş!.. Tüm ömrünü Afrika'ya adayan Celalettin Algan'ın büstü, Trabzon'un bir köşesine kondu diye birileri kızılca kıyamet koparıyor!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sunay AKIN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: Sabah / Arşiv&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-3739963978583734433?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/3739963978583734433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=3739963978583734433' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3739963978583734433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/3739963978583734433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/salonun-tm-koltuklar-doluydu-sahnenin.html' title='Burası da Trabzon!..'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym79vjx_xI/AAAAAAAAAEA/hbS7jl7CvlI/s72-c/sunay_akin1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-5546830124954609279</id><published>2007-11-01T04:40:00.001-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:22.798-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nihat genç'/><title type='text'>Trabzon'dan aydın göçü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym7Rvjx_wI/AAAAAAAAAD4/uY5vobJRgZs/s1600-h/ngenc.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127835564236734210" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym7Rvjx_wI/AAAAAAAAAD4/uY5vobJRgZs/s400/ngenc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon şaşılacak bollukta sanatçı, edebiyatçı, tarihçi, din adamı, siyasetçi yetiştirmekle şöhret bulmuş bir şehir. 1800'lerden başlayarak şehrin yakın tarihi üzerine sosyal çalışma yapanlar, Trabzon'un çok hareketli, kültürlü ortamı karşısında şaşkınlık yaşar. Ayrıca Trabzon, İpek Yolu'nun en hareketli limanıdır. Bu coğrafyaya yüzlerce ayrı ırk ve renkte ve çeşitlilikte kültürler bu limanla taşınmıştır. Macar'ından Bulgar'ından Ortadoğu'sundan ve Asya'nın her ırkından çeşitleri hala Trabzon köylerinde bulmamız mümkündür. Şehrin ırk, etnik yapı, dil, folklorü üzerine yapılan çalışmalar, karşımıza dünya coğrafyasının en renkli/en zengin sosyal yapısını çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon'da bugün dahi sıkı edebiyat dergileri, klasik müziği ve bunların lokalleşip gelenekselleştiği sosyal kurumlar hep yaşamıştır. Ancak Trabzon'da en sert sosyal dönüşüm yılları 1980'lerdir ve gözümüzü bu yıllara dikmek zorundayız. Bu süreç 1960'lı yıllarda başlamış tam bir sosyal patlamayla 90'larda doruğa ulaşmıştır. Bu sosyal dönüşüm, şehrin yakın köylerinin şehre akması ve şehirli aydın nüfusun şehirden kaçmasıyla oluşmuştur. 1980'li yıllardan sonra denilebilir ki, bambaşka bir Trabzon çıktı ortaya. Sağ politikacıların hükümdarlık kurduğu ve ideolojik tabiriyle tutucu, bağnaz kalabalıklar oluştu. Aynı şekilde sağ politikacıların koruması ve mafyatik çeteleşmeye evlatlar yetiştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sosyal dönüşümün köklerini tartışanlar, şehrin cumhuriyet yıllarında ve hala havasını koruyan Trabzon Lisesi ve halk evleri ve öğretmenler okullarıyla büyük bir sosyal genişlik kazandığını, ancak, 1950'lerden sonra, imam hatipler ve köylerdeki Kuran kurslarıyla bu dengenin bozulduğunu, 70'lerden sonra ise şehrin tamamen köylerden inenlerin hakimiyetine girdiğini söyleyegelirler. İşte sağ bir zihniyet bu ortamda kemikleşti. Ve pek tabii bu sağ zihniyet müteahhitleriyle tarihin bu muhteşem şehrini hiçbir estetik kaygı taşımadan paramparça edip, katletti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sağ zihniyet, en önemlisi, şehrin sosyal kültürü ve sosyal mekanlarını açmadı, aksine azaldı. Tutuculuğun çirkin bir sosyal öfkesi oluştu. Ailenin, kadınlı kızlı rahat alışverişin şehirdeki gücü kaybolmaya başladı. Özellikle genç kızların şehirde rahatça gezip dolaşamadığı bugünler şehir her genç insan için zehirden bir kafes oldu. Ve her Anadolu genci gibi Trabzonlu gençler de, gözlerini, hülyalarını büyük şehre çevirdi. Bu şehirden kaçıp kurtulamayan, hayatını kaybetmiş, bitmiş, kendini ölmüş gibi hisseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, en çok okuyanlar kaçıyor, okuyamayanlar kalıyor. Böylelikle yetişmekte olan genç nesle, bilgi, görgü, ağbilik, terbiye, sosyal kültür, efendiliği yetenek ve davranışlarıyla öğretecek aydın kuşak şehri terk ediyor. Şehir kültür olarak kendini büyütemiyor ve genç ve battal gençlerin cirit attığı sokaklar ürkütüyor. Trabzon'un yetiştirdiği aydınlar Ankara'yı, İstanbul'u büyütüyor, Trabzon'un sosyal dokusuna hayrı dokunmuyor. Yani, çok bilgili insanlar yetiştirmiş olmasının Trabzon'a faydası yok. Çünkü, sosyal kontrolü, sosyal dengeyi, ağırbaşlılığı sağlayacak aydın kuşak şehirden kaçtıkça sosyal kültür ağır darbeler alıyor ve mafyatik bir delikanlı kültürünün esiri oluyor. Trabzon ve Anadolu şehirleri, okumuşunu kaybetmenin ağır trajik kazalarıyla yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumuşunu şehirde tutacak zengin sosyal mekanlar ve alışveriş, tuhaf tutuculuk, dedikodu ve ağır sosyal kontrol yüzünden yaşamıyor, yani cemaat ahlakı yüzünden şehir 'kasabadan' çıkıp 'eski geniş şehir' kültürüyle şekillenemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hemşehri turizmi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde çokça yazılmamış, konuşulmamıştır. Ama Trabzon dünya coğrafyasında en çok hemşehri turizmi yapan şehirdir. Karadenizliler dünyanın neresinde olursa olsun, Artvin, Rize, Giresun, Trabzon, memleket ziyaretini, topraklarını, bir kutsal ayin gibi yapmayı geleneklerin en büyüğü, en değerlisi olarak görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sadece, yayla şenliği, köy ziyareti, ya da baba mezarını ziyaret anlamı taşımaz. Karadeniz'den yetişenler bir daha iflah olmaz. Başka dünyaları sevmeleri mümkün değil. Fırsat buldukça değil, kudurmuşcasına özlemle memleketlerine akıp akıp sel halinde gelip giderler. Trabzon sanki, dünyaya yayılmış milyonlarca Trabzonlu için, Yahudilerin Ağlama Duvarı gibidir, yani, hangi uzaklıkta olursa olsunlar, gelirler ve uzaktan köylerine bakıp dokunup ağlayıp ağlayıp özlem giderir ve sonra yine para kazanıp yine gelmek için dönerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duyguyu birkaç cümleyle anlatmak imkansız. Toprağını ziyaret her duygunun önünde. Karısını, çocuğunu, işini, hatta servetlerini bırakıp coşkuyla Trabzon'a koşarlar. Bu özlem duygusundan öte bir şey. Burada yaşasan desen yaşamaz, belki hepsi kaçmak ister, ama kaçanların hepsi, kanı tutuşarak, gerginlik içinde delirmiş bir sabırsızlıkla her yıl dönümü Trabzon'a şöyle bir dönüp, toprağını koklamak, dokunmak ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadenizliler'i diğer dünyalardan ayıran özellik budur. Karadenizli olmak demek, işte bu&lt;br /&gt;şiddetli toprak bağlılığı ve sevgisi ve bu tarifsiz dinvari, aşkvari toprağına tapınma.&lt;br /&gt;Karadeniz'in bu dağları, köyleri, dereleri, bu mısır tarlaları, bu deli horonu, bu yağmuru, bu sisi, rüzgarı, dalgaları, Karadenizlileri diğer dünyalıların tatmadığı, anlamadığı derin bir öfkeyle, derin bir tutku ve derin bir aşkla büyüttü. Bu toprak etine, anasına, memesine sıkıdır. Analar'ın anlamı başkadır. Belki bu toprak fazlasıyla şımartıyor, başka aşk tanımıyor, başka ülke sevmiyor. Hepimize şişmiş, fazlasıyla kabarmış özbenlik/özgüven veriyor. Toprağımız yüzümüz gibidir, kaburgalı ve kemikli. Toprağımız, yağmurların, rüzgarların delirip delirip söndüremediği alevdir. Bu alevle konuşur, bu alevle yaşar. Belki bilmiyorsunuz dünyada ağaçtan en çok çocuk düşen yer Karadeniz'dir. Dünyalılar için erkek evlat sahibi olmak talihtir, Allah'ın nimetidir. Karadenizli için erkek evlat sahibi olmak belalar zinciri, felaketler serisiyle ölünceye dek uğraşmak demektir. Sizler bir yerden bir yere yürüyerek gidersiniz, Karadenizli için hayat, her yer, her şey 'tırmanılan' bir yüksekliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadenizli bu kudurmuş coşkunluğu açığa vuramadığı her zaman hayata küser, acılar çeker. Kendisini kaybetmeden kendinden geçmeden bir yaşama kültürü bilmez, yapamaz. Coşku, kuvvetin ifadesidir. Ve sanki, sakin olmak dini bir yasak, suçların en büyüğüdür. Horondu, kemençeydi, futboldu, bu yüksek enerjiyi biraz doldurdu, ama, yetmiyor, bu yüzden Trabzon, oradaki genç erkekler için çelikten bir kafes, kaburgalarını sıkıştıran demirden bir gömlektir!..&lt;br /&gt;Şimdi birkaç, linç kültürü üzerine laf etmek istiyorum. Aydınlarımız güçlüyse sokak zayıf güçsüzdür, sokak güçlüyse aydınlarımız zayıf, beceriksizdir. Sokak galeyan meydanıdır, tarihin her döneminde her çağında sokak başıboş heyecanlarla toplumları patlatmıştır. Sokak, biçimsiz öfkelerin meydanı. Sokak, kabaran, aniden taşan, kendini kaybeden şuursuzluğun yeri. Bundan elli yıl önceye gitseniz Beyoğlu baskınıyla aynı yere varırsınız, iki asır önceye gidip, mesela, Ankara'da bir Yahudi'nin Kuran'ı helaya attığı asılsız haberi üzerine halkın galeyana gelip Yahudilere saldırdığını görürüz. Batı'da sokakta cadı avları, dedikodu, ispiyon, ihbar, fısıltı, ajanvari, provokasyona açık olan başıboş kitlenin kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aydınların görevi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden modern toplum, sokağı başıboş bırakamaz, bu öfke selleri oluşmadan mitinglerle süslenmeli meydanlar. Tedbiri çoktur modern toplumun. Modern toplumun tedbiri 'sosyalleşme' ve sosyal aydınlanmadır. Eğer aydınların vahşileşip holdinglerin beslemesi haline geliyor ve bu 'sosyalleşmeye' hizmet etmiyorsa, sokağın, bugün bayrağı bahane eder, yarın başka şeyleri, ama toplumu paramparça hale getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, sokaktaki ham heyecanlar, biçimsiz öfke ve taşkınlıkları, gazeteler/aydınlar/sorumlu mevkidekiler üstüne alır. Biçimsiz öfkeleri estetize işi, aydınların. Yumuşatmak, yatıştırmak, aydınların işidir. Toplumu rahatsız etmeyecek, tam tersine bu öfkeleri edebi metinlerle yüksek yüce bir kültürün içine dökmeyi aydınlar yapacak!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle. Aydınların varlık nedeni, sosyalizasyondur. Aydınlar sokaktaki taşkınlıkları kontrol edebilir kalıplara, estetik kalıplara mutlaka sokabilmeli. Edebiyat, tiyatro, hikaye, sanat ve enfes denemeler, makaleler bunun için vardır ve Türkiye'nin bu sütunları bolcadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü insanoğlu yaşadıkça öfkeler, nefretler, heyecanlar gümbür gümbür yaşayacaktır. İnsanoğlu yaşadıkça, vurma, kırma, kesme, biçme, başkasından nefret, kovma, duyguları hiç bitmeyecektir. İşte bu ham insani duyguları estetize edecek modern toplumdur. Eğer aydınlar devreye girip bu ham heyecanları yazılarına, eserlerine taşıyamıyorsa orası artık ormandır.&lt;br /&gt;Aydınlar, kurguyla, sinemayla ya da makalesiyle devreye girer. Sahici, insani nefret ve çatışmaların aynısını, benzerini yaşatarak katarsis, boşalma, günümüz deyimiyle gazını alır ama en önemlisi yüce estetik değerler oluşturarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, aşırı heyecan, aşırı öfke, aşırı nefret, kızılacak şeyler değildir. Aksine daha çok kızgın daha çok çılgın heyecanlara ihtiyacımız var. Hayat böyle bir şeydir. Ancak bu öfkeleri bir başkasına, topluma zarar vermeden kullanabilmek de büyük marifet. Yoksa ilkel bir kabile savaşında birbirimizi doğrarız. İşte aydın, bu öfkeleri hayatımıza estetik tadlarla geçirmeyi başaranların genel adıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bir pisikopat vaka, bir bozuk tür olarak şöyle bir aydın türü ülkemizde moda oldu, 'heyecanları' öfkeleri, sevinçleri, her türlü insani tepkiyi dahi 'psikolojik bozukluk' olarak görüyor. Tam tersi, pisikopat olan kendisi. İnsana dair olan şeylerin hepsi insanidir. Olmaması hastalıktır. Bir toplumda öfke yoksa o zaman üzülmeliyiz. Ve aydının ilk görevi, bu taşkın sert çelikten öfkeleri estetize edebilmesidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ikinci dersimize geçelim. Bir ülkede, ülke sevgisi, toprak sevgisi, bayrak sevgisi, aydınlar tarafından sahip çıkılması gereken bir duygu. Bayrağı ve toprağı ve ülke değerlerini keşfedip tadlandırıp halka anlatacak olnalar da aydınlardır. Tabii holding beslemesi aydınlardan bunları bekleyemeyiz. Aydınlar, çapulcudan, ipini kopartmıştan, çok daha kaba, çok daha ilkel tutkuların/menfaatlerin esiridir, medyamızda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler bu değerlere sahip çıkamazsanız, bu kutsal değerler başıboş serserilerin, holdinglerin, çapulcuların, sokak kabadayısı ve mafyacıların ve şuursuz galeyanların konusu olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nihat GENÇ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Akşam / Arşiv&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-5546830124954609279?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/5546830124954609279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=5546830124954609279' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5546830124954609279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5546830124954609279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzondan-aydn-g.html' title='Trabzon&apos;dan aydın göçü'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym7Rvjx_wI/AAAAAAAAAD4/uY5vobJRgZs/s72-c/ngenc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-4303233818790047362</id><published>2007-11-01T04:38:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:22.939-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='M. Fatih Bakırdemir'/><title type='text'>Bir Trabzon Yazısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym7DPjx_vI/AAAAAAAAADw/ns8BmsBz1nA/s1600-h/FatihBakirdemir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127835315128631026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym7DPjx_vI/AAAAAAAAADw/ns8BmsBz1nA/s400/FatihBakirdemir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Bu yazıya başlarken aklıma, eski TRT muhabirleri geldi. Olayları, anlatabilecekleri en ayrıntılı şekilde anlatırlar ve sonunda da, haberi bildirdikleri yeri ve isimlerini söyleyerek ekrandan kaybolurlardı. Hani bir zamanlar Reha Muhtar da Atina'dan bildirirdi ya... Daha sonrasında da Türkiye'nin hatta Dünya'nın en iyi habercisi olarak kendisini “enkırmen” (ne demekse?) ilan etti. Şimdilerde pek gözükmüyor. Ama “acı var mı acı?” lafını nerede duysanız sizin de aklınıza, bu hafifçe şişman ve enteresan sesli zat-ı muhterem geliverecek ve hafifçe de gülümseyeceksinizdir herhalde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Neyse efendim, biz de bu haftaki yazımızı Karadeniz'in gözbebeği Trabzon'dan yazıyoruz. Şu anda bizim memlekete tam 17 saat uzaklıkta, iklimiyle, örf ve adetleriyle, konuşma şekilleri ve tarzlarıyla çok değişik ve bir o kadar da enteresan insanların yaşadığı bir diyarda bulunuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Tabi Kütahya ile benzer özellikleri de yok değil buraların. Özellikle sorunlar noktasında çok benzeriz. Onlar da son teşvik kapsamında yoklar ve çok az bir farkla kaçırmışlar bu treni. Tüm ülkede olduğu gibi işsizlik de benzer sorunlarımızdan. Senelerdir yapımı devam edip, yapımındaki yolsuzluklarla ülke gündemini işgal eden “sahil yolu” problemleri de, bizim “yol” problemlerimizi getirdi aklıma. Ancak geçtiğimiz günlerde Trabzon'u ziyaret eden Başbakan'dan 2005'e kadar yollarına kavuşacakları müjdesini almışlar. Başbakan'ın yakında Kütahya'ya, Emet'teki Bor tesisinin açılışına geleceği söyleniyor ve benzerliklerin bu noktada alınacak olan bir “söz”le devam etmesini temenni ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Karadeniz insanı çok hareketli ve heyecanlı. Çabuk kızıp, çabuk gülüyorlar. Neşelerine horon teperek tat katıyorlar. Şehirde en çok göreceğiniz renk de malum; bordo- mavi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzonsporluluk onlarda adeta bir sevda haline gelmiş. Bu hafta Trabzonspor Galatasaray'ı yendi ya, yer yerinden oynadı Trabzon Meydanı'nda. Atılan tezahüratlar, şampiyonluk naraları, arada bir gelen silah sesleri, yapılan konvoylar ve tepilen horonlar... Hani derler, “sevinç sel oldu aktı” işte aynen öyle bir manzara.Takıma sahiplenme, daha doğrusu sahip çıkma yarışı var adamlarda. Şimdi iki takımla temsil ediyorlar 1. ligde şehirlerini. Akçaabat Sebat ve Trabzon Spor. Bizim Kütahyaspor'u düşünüyorum da içime birden sıkıntı giriveriyor. Sağolsun milletvekili H. Fehmi Kinay sahip çıktı da kapanmadı kulüp. Ama herkesin hayalinden, dünyaca meşhur “Kütahya Porselen Spor” geçiyor. Neyse Ahmet Eren ağabeyimizin mevzularına bu kadar çok girmeyelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;En büyük avantajları belki de bir limana sahip olmaları. O da kötü durumdaymış da, daha yeni özelleştirilmiş. Hani o meşhur “Albayrak”lar almışlar bu limanı. İnsanlar üretimden çok ticaret düşünüyorlar burada. Üretim yapılıverecek bir arazi bulmak da çok güç zaten. Karadeniz'in dalgaları neredeyse, fındık tarlalarının, çay bahçelerinin bulunduğu dik yamaçlara vuruyor. Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen bir fuar açılışı için geldiği Trabzon'da dış ticaretin şaha kaldırılacağını söylüyor. Sovyet Rusya'nın parçalandığı ilk günlerde çok büyük paralar kazanmış buradaki tacirler. Şimdilerde onların şikayeti de Çinli'lerden. Bizim porselende ve daha birçok ürünümüzde olduğu gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Sümela Manastırı, Uzun Göl ve Anzer Yaylası görülesi yerlerinin başında geliyor bu bölgenin. Karadeniz'in o koyu mavisiyle, dağlardaki, yaylalardaki yeşil tonların ahengi, o tombul fındıklarının,”her derde deva her öğünde eda” denilen hamsinin lezzeti ve güzelim çaylarının tadı da unutulmayacaklardan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;M. Fatih Bakırdemir&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.tellal.com.tr/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.tellal.com.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-4303233818790047362?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/4303233818790047362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=4303233818790047362' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4303233818790047362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4303233818790047362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/bir-trabzon-yazs.html' title='Bir Trabzon Yazısı'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym7DPjx_vI/AAAAAAAAADw/ns8BmsBz1nA/s72-c/FatihBakirdemir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-8815158699099267227</id><published>2007-11-01T04:36:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:23.071-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gürol TONBUL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><title type='text'>Uy Trabzon Trabzon...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym6bvjx_uI/AAAAAAAAADo/2noUYd9U-d0/s1600-h/gtonbul.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127834636523798242" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym6bvjx_uI/AAAAAAAAADo/2noUYd9U-d0/s400/gtonbul.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon'um yeşilcem / Küçük Türkiye'm benim / Kırk ayrı kalsam da/ yaşarım her gün seni... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;'Her otomobilin içinden yükseliyor Karadeniz'in hızlı ritimli türküleri... Türkiye'nin en küçük ve yokuşlu illerinden birinde, Trabzon'daydık geçtiğimiz hafta. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trabzon Havaalanı'nda ilk gözüme çarpan 'silahlarınızı bu bankodan alabilirsiniz' yazısı oluyor ve bankonun önü çok kalabalık. Altın işlemeli tabancalar çeşit çeşit. Silahını eline alan büyük bir alışkanlıkla kemerine sokuyor ve gülümsüyor. Şiddetin neden bu kadar tırmandığını daha iyi anlamaya başlıyorum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trabzon nazik, hizmet için can atan ama bir anda da Karadeniz'in dalgaları gibi hırçınlaşan insanların kenti. Bulutların arasından Güneş yüzünü gösterdiği an, herkes sokağa atıyor kendini ve ayak üstü sohbetler başlıyor. Binaların eciş büçüş hallerine eklenen çevre yolu ayaklarının Trabzon'un görüntüsünü çirkinleştirdiğini herkesten duymak olası. Trabzonlu, Karadeniz'in kendisinden uzaklaştırılmasını ise, onaylamamış. Kıyıya yapılan duble yol dolgu çalışmalarının boşuna olduğu kanısındalar: 'Karadeniz, kendinden alınanı alır' diyorlar alttan alta öfke duyarak. Sırtını denize dönmüş, denize küsmüş Trabzon. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çevre yolları için her yerde yıkım yapılıyor. En komik görüntü, bir binanın ön cephe odalarının yıkılması. Beş katlı apartmanın bir bölümü yok. Dairelerin diğer bölümleri duruyor ve insanlar bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyor. Yıkımın en önemli tahribatı ise, ne yazık ki, yine tiyatroya olacak. Trabzon Haluk Ongan Sahnesi, çevre yolunun bağlantısını diğer yerlere sağlayacak olan köprü inşaatının bir ayağının kurbanı olmak üzere. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayaküstü sohbetlerin bir diğer konu ise, Ruslar... Trabzon'a artık komşular (Ruslar) gelmez olmuş. Trabzon'un, Ruslarla gelen rengi ve canlılığı silinmiş ortadan. Geçtiğimiz yıllarda dükkanların önünde gördüğüm, alışveriş yapan Rus otomobilleri ve otobüsleri artık yok. Rus Pazarı'nın adı olmuş size Avrasya Pazarı ve hiçbir özelliği kalmamış. Trabzon Keşanlarını (bir tür kumaş) aldığımız yerin sahibi de bu durumdan yakındı: 'Biz komşuların hepsine Nataşa gözüyle baktık. Kültürsüz adamlar çıktı ortaya ve yeşil dolarlarla buraya gelen kadınları baştan çıkarmaya kalktılar. Şimdi küçük bir balıkçı kasabası gibi kaldık ortada.' Kısacası, işler kesat Trabzon'da... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve Sumela... Ziganaların tepesine yapışmış bir manastır. Uzunca bir yol... Dar, virajlı. Eskiden bin bir zahmet yayan çıkılan yere şimdi minibüslerle varmak olası. Yolu tırmandıkça, orman kaplı bir vadinin muhteşem görüntüsü kucaklıyor bizi . Sarp bir dağ. Siyah mı siyah... Sumela adı da siyah, karanlık anlamına gelen Melas'tan alınmış. Karanlık dağın adı manastıra verilmiş anlayacağınız. Dar, dik merdivenleri geçince ulaşıyorsunuz küçük bir avluya. Solda kilise haline getirilmiş, fresklerle süslü doğal kovuk. Küçük ibadet odaları... Ve vadiye egemen bir biçimde beyaz leke biçimli bir kışla mimarisi... İnsan etkileniyor... İncil'den bölümlerin aktarıldığı freskler birer birer sökülüp götürülmüş. Kalanlar onarımda. Görevlilerden biri İsmail. Maçkalı. 'Zamanında, biz dahil kimse sahip çıkmadı buralara... Şimdi buradayız ama geçmiş olsun!' diyor, boncuk mavisi gözlerini kısarak. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sumela'nın iniş yolu da zorlu. İniyorum. Yukarıdan duyuluyor İsmail'in sesi: 'Uy Tirabizon Tirabizon. İçi kalaylı kazan...'&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Gürol TONBUL&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: AKŞAM /Arşiv&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-8815158699099267227?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/8815158699099267227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=8815158699099267227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/8815158699099267227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/8815158699099267227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/uy-trabzon-trabzon.html' title='Uy Trabzon Trabzon...'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym6bvjx_uI/AAAAAAAAADo/2noUYd9U-d0/s72-c/gtonbul.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-864184104401508488</id><published>2007-11-01T04:25:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:23.172-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet MUSAOĞLU'/><title type='text'>Trabzon'da neler oluyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym5lvjx_tI/AAAAAAAAADg/eteStdQn6hI/s1600-h/yazarhakkinda4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127833708810862290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym5lvjx_tI/AAAAAAAAADg/eteStdQn6hI/s400/yazarhakkinda4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Son zamanlarda ulusal basındaki ‘Yerli Olmayan Yerli’ler tarafından önümüze konmuş bir soru var: Trabzon’da neler oluyor?… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Bu soru, bir iyi niyet sorusu, bir çözüm arayışı olsa anlayacağız da, Trabzon’u ve Trabzonluyu ‘sorunlu’ gösteren bir soru olarak ‘gönderilmiş’ bulunuyor. Ismarlama olduğu için de, bir papazı ya da bir başka insanı öldüren bir ‘mermi’ gibi, bir başka deyişle, bölge insanı üzerinde ‘baskı ve sindirme’ amacı arka planlı oluyor. Bunun ilk etkili ‘sahne’ alışı, TAYAD hadisesi denilen, 68’li ağabeyleri-ablaları gibi ‘kandırılmış çocuklar’ ile yaşanan olaylar sonrası oldu. Sanki ‘hırsız’ın hiç kabahati yokmuş gibi, Trabzon üzerine öyle bir saldırıldı ki, ‘yerel’de yazan ve konuşan arkadaşlarımız, yaptıkları haber ve yorumların yanlışlığına inanmak zorunda kalmışlardı. O günden sonra bir daha da toplanamadılar, ‘mermi’ ilk hedefini bulmuş, medyamızı vurmuştu!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Sonrasında gelen, ülkemizde artık sıradanlaşmış kurşunlama ve öldürme olayları; bir iki molotof vakası, peşinden de Maçka’da PKK sahne alınca, bu defa ‘yerel medya’mız sormaya başladı: Trabzon’da neler oluyor?.. Papaz Santoro’nun öldürülmesi de önümüze konunca, artık dağılmış, şehrimizi ve kendimizi, “sorunlu şehir, sorunlu insan” olarak görmeyi ‘kaçınılmaz’ olarak kabul etmiştik artık! Öyle olunca da, kimimiz sanki kendi papazıymış gibi baş papazı, Papayı Trabzon’a davet ediyor; kimimiz de, sanki kendi sokağıymış gibi, ‘papazın ismini sokağa verelim’ diyordu. ‘Ismarlama mermi’, yerel medyadan sonraki hedefini de bulmuş, ‘toplum’u da vurmuştu!…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;OYSA TRABZON’DA OLAN BİR ŞEY YOK...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Ülkemizin hemen her tarafında iyi olan hemen hiçbir şey yok... Bağımsızlığımızın yok edilmiş olması bir tarafa, çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç, çıldırmışız; intiharı veya psikologumuzu seçiyoruz…Bütün bunlar ve dahası sanki yaşanmıyormuş gibi, sıkılmadan soruluyor: Trabzon’da neler oluyor?.. Erkekler kadınlaşıyor, eskiden “i…” denilenler, gay olup onurlanıyor (!), çoluk çocuk ‘dansöz’ bir millet olmuşuz, utanmadan soruluyor: Trabzon’da neler oluyor?..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Oysa, Trabzon’da, ‘Trabzon’a özel’ olarak yaşanan bir hal yok, dünyada yaşananlar her neyse, Trabzon’da da o oluyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Yaşadığımız dünya hadiselerini ‘dikkatlice’ takip edenler, ‘köktendinci Hıristiyan-Yahudi’nin, (özellikle) II.Dünya Savaşı sonrası başlattıkları ‘kültür’ ortaklığı sonucu, ‘Yeni Haçlı Seferi’ olarak doğan, ‘Doğu/İslam’ ‘uygarlık meşalesi’ni söndürme arzularını görebiliyor. Bu durum, Anadolu’muzun ve (bir kısmı Anadolu’muz içersinde kalan) Mezopotamya’nın, “kendi (ata) toprakları”, ‘Cennet Yurtları’ olduğuna inanmaları, ‘Yeni Bin Yıl’da (21’nci yüzyıl’da/2014) ‘Tanrı’nın Krallığı’ kurulacak düşüne de sahip olmalarıdır. İşte, sahip olunan bu sahte inancın (bilginin) gereği (Cennet Yurtları’nın geri alınması ideali) de, ‘misyonerlik’ olmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hal bu olunca da, köktendinci Hıristiyan-Yahudi’, ‘tüm misyonerler’in, silahlı saldırı projesi BOP (Kırk Katır) ve kültürel saldırı projesi AB (Kırk Satır) ile, 1990’lardan sonra Ortadoğu’ya, ülkemize (-Trabzon’umuza) daha bir saldırmalarının ya da ‘maskeli’ ve ‘maskesiz’ olmalarının sebebi de anlaşılır olmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;‘MASKELİ’ MİSYONERLİK…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;1-Pontusculuk ‘uzak ara’ varsa…Tarihte hiç yaşamadığı halde Pontus Krallığı’ndan söz ediliyor; ‘Pontus, Kimliğim’ zırvaları, ‘gizli hıristiyanlar’ yalanı ortalıkta dolaşıyor; dünyadan bihaber kemençecilerle kültürel (!) alışverişler yapılıyor, gençlerimiz de Yunan anakarasına taşınıyorsa, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;2-KTÜ’de yabancı uzmanlar-okutmanlar olursa (1995-2001)YÖK göndermesi uzmanlar İncil dağıtmış, Jürgen Freidreich ve William Sawyer isimli Alman ve Amerikalı (ve dahası), Santa Maria Kilisesi’nde ve bölgede hizmet yapmış; hatta Bay Sawyer’ın, KTÜ’deki odasına (benim gibi) ayakkabınızı çıkararak girme zorunluluğunuz olmuş, onun bu ayrıcalığı bize ‘yassah hemşehrim’ ise, ‘misyonerlik’ vardır...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;3- Rahmi Koç Beyler denizde, Venizolos’ta ise (1997)Trabzon’da düzenlenen bir sözde sempozyum için, aralarında Rahmi Koç, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un da bulunduğu bir grup, Venizelos Gemisiyle Trabzon’a çıkarma yapmak istemiş; sempozyum komitesinin dağıttığı haritalarda, Karadeniz ‘Pontus Gölü’, yerleşim yerlerinin isimleri de Rumca olarak yazılmışsa, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;4-Babil Kulemiz üremişse (1999)İncil araştırmacısı denilen bir gavur (Hıristiyan), Babil Kulesi’nin Trabzon civarında olduğunu ileri sürmüş; bu iddiaya, 2000 yılından sonra “Karadeniz’de Nuh Tufan’ı Moda”sı ile sahne alacak olan Robert Ballard denilen bir başka Hıristiyan da destek vermişse, ‘misyonerlik’ vardır.5-Rahmi Koç Beyler kara’ya da çıkmışlarsa (1999)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Robert Ballard denilen bilimdışı sahtekar, 1999 yılı Temmuz’unda, “Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı'nın sahip olduğu ‘Saros’ gemisiyle Karadeniz’de Nuh Tufanı’nı araştırması ile gündem olmuş; Ballard’lı bu ‘Moda’, 2001 yılı mevsim sonu defilesi (!) için yine Rahmi M.Koç Sanayi Müzesi’nde podyuma çıkmışsa, ‘misyonerlik’ nerede yoktur!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;6- Şehrimizde sempozyumlar bollaşıyorsa (1999)Trabzon’da gerçekleşen ‘Uluslararası Kültürel Psikiyatri Sempozyumu’nda, ‘yerel (etnik) kültür’lere de eğiliniyor, kültürel alt grupların etnik ve dinsel farklılıkları gibi bir hurafe gündem oluyorsa, sempozyumlarda da ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;7-‘Uzaylı Meyveş Ana’mız olmuşsa (1998,1999,2000,2004)İlk olarak bir ‘turizm manzarası’ ile gündem olan, arkasından 1999 yılında ulusal bir gazetede, “Sürmeneli Uzaylı (!) Meyveş Ana’, 130 yıl yaşadığı, hiç hasta olmadı” gibi yalanları ile önümüze konan ‘Müslüman Yahudi’ prototipi ve Sünnetli Karadenizlilerin Yahudi olabileceği hurafesi, neden sahne almışsa, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;8- 'Karadeniz'de Nuh tufanı' podyumdaysa (1997,1999-2003)İlk kez 1997 yılında yurtdışında bir makale, sonrasında 1999 yılında Amerika’da Noah Flood isimli bir kitap ile; 2000’le fiilen Karadeniz’imizde podyuma çıkan, “Karadeniz’de Nuh Tufanı Moda”sı, 2003 yılına kadar bize neden izlettirildiyse, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;9-Cennet Bahçesi de (!) bulunmuşsa (2001)´İncil’in Gizemlerini Araştırma Merkezi´nin kurucusu denilen Michael Sanders isimli gavur, Hıristiyanların “Cennet Bahçesi”ni, Trabzonumuzu da içersine alan Sinop ile Ağrı (-Büyük Ermenistan ideali alanı) arasında bulduğunu neden öne sürmüşse, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;10-Şu ‘veled’ ne demek istediyse (2004)AB Gençlik Programları kapsamında, davetli olarak Trabzon’umuza gelen Batılı veledlerden biri, köktendinci babalarının BOP ve AB ile bize ´kadın´ımız üzerinden saldırmasını hatırlatırcasına; Belediye Başkanımız Canalioğlu’na, makamında, “Trabzon sokaklarında yürürken kızların sayısının çok az olduğunu gördük, bunun sebebi nedir?” diye soruyorsa ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;11- İmamlar da 'artis' oluyorsa (2003-2004)Trabzon, Diyanet için ‘pilot bölge’ gibi görev yapıyor; 2003 yılı Ramazan ayında camide Kur’an ‘Türkçe’ okunuyor, Sümela Manastırı bölgesindeki şüpheli bir uçak kazası (-Sümela-Maçka civarı kutsallaştırılıyor mu acaba şüphesi) sonrası imamlarımıza ‘artis imam’ rolü veriliyorsa (imamlık ile artislik özdeşleştiriliyorsa), ‘misyonerlik’ yok mu sorarız!…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;12-Yahudi Bob Dylan akrabamızsa! (2005)ABD’li şarkıcı, Yahudi Bob Dylan’a Trabzon’da akraba üretimesi, ´Uzaylı Meyveş Ana´ masalı ile öngörülen ´Karadenizli Türk Yahudi´ prototipini hatırlatıyorsa, ‘misyonerlik’ vardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;13-Ayşemiz Eleni yapılıyorsa (2005)‘Bulutları Beklerken’ diyerek, güneydoğu’muzdan sonra, ´kimlik kırılması´ gereken bölge olan Karadeniz bölgemizde de yine bir “kimlik” olgusu işleniyor, ‘Ayşe’mizin, ‘aslında Eleni’ olduğu iddia ediliyorsa, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;14-Yunan çocukları ile kardeşlik (!) yeşeriyorsa (2005)10 büyük yalanları; 10’u da Osmanlı üzerine olan Yunanlılar ile kardeşlik (!) ihdas ediliyor, davetkâr okulumuzun ismindeki Kanuni adı, Yunanlı öğrenciler bakanlıklarından izin alırken, Kanuni’siz oluyorsa, ‘misyonerlik’ vardır...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;15-İsrailli kardeşlerimiz (!) de oluyorsa (2005)Sürmeneli ‘Uzaylı Meyveş Ana’ şahsında üretilen ‘Karadenizli Yahudi’ prototipi üretimini açıklarcasına, İsraillilerin bölgemize iştahı daha bir artıyor; Uzungöl’ümüz sezonunu İsraillilerle açıyor; Trabzon-İsrail arasında uçak seferleri döşeniyor; Kanunili okulumuz öğrencileri, bir de İsrail kardeşliği (!) buluyorsa, ‘misyonerlik’ vardır?…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;16- ‘Haydin kızlar okula’ ile, elçiliktekiler de gelmişse (2005)‘Kadın’ üzerinden bize saldırdıkları için, erkek çocuklarımızın değil de “kız çocuklarımız”ın okullulaşmasını isteyen BM-UNİCEF destekli kampanya, Trabzon’a da gelmişse; ABD-İngiltere elçileri, diğer elçilikler görevlileri de Trabzon’dan ‘geri’ durmuyorlarsa, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;17- 'Hibe'ye geelll' çağrısı bitmiyor; 'üreme sağlığı' da ürüyorsa (2005-2006)Ülkemize paralel Trabzon’umuzda da iktisaden çökertilen insanımıza, “Paraya (-projelere) geeeellll…” çağrıları yapılıyor; “ölü ve yaşayan diller (-Babil Kulesi arka planlı)” fonları kuruluyor; daha bugünlerde “nasıl üreyeceğimiz” de bize gösteriliyorsa, ‘misyonerlik’ vardır,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;18- STÖ’ler, Çevreciler yeşeriyor; Turizm kaşıyorsa (1999-2006)Özgürlük, insan hakları, barış gibi içi boş kavramlar ortalıkta dolaşıyor; kitlelerde devlet otoritesi aleyhine başkaldırı refleksi oluşturacak ‘sivil itaatsizlik’ çağrıları artıyor; ‘insan zihni’ korunmadan çevrenin korunamayacağını bilmeyen çevreciler proje yapıyorsa; her devirdeki kandırmaca turizm ve kreması ‘inanç turizmi’ de eksik olmuyorsa, ‘misyonerlik’ vardır...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;19- 'Karadeniz'de Petrol' defilesi podyumdan inmiyorsa (2003-2006)Ortada petrol yok ama, 2003 tarihinden 2005 yılı sonuna kadar, Karadeniz’de Petrol Masalı halka afyon gibi yutturuluyor; petrol aradığı söylenen yabancılar, geldikleri gibi değil de sessiz sedasız bölgeden kaçıyorlarsa; işbirlikçisi TPAO’muz, hala (-BP’nin, balık yiyip kaçtığı Hopa çalışmasından) olumlu sonuç çıkması durumunda 2008’de açılacak kuyudan söz ediyorsa, ‘misyonerlik’ vardır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;20-Papaz cinayeti yaşandıysa (2006)Şehirde kilise mi bulunuyordu kimsenin umurunda bile değilken; hatta Hıristiyanlığın tanrısı, ‘Allah’ olmamasına rağmen; kapısı üzerinde, ‘Allah büyük ve merhametlidir’ yazılması ile fiili Katolik misyonerliği yapılmasına kimse de tepki göstermezken; papazının öldürülmesiyle, Trabzon Santa Maria Kilisesi isminin öne çıkmasını kim sağlamış; Katolik Papa’nın, Cumhurbaşkanımız tarafından onay verilmeyen, İstanbul’da, Ortodoks Bartholomeos’u ziyaret etme isteği, papazın öldürülmesi üzerine bir faydaya (davete) dönüşmüşse; Katolikler ile Ortodoksları ‘barıştıran’ en güçlü misyonerlik, ‘protestan’ olanı nerede, bakarım… Tavsiyem size de o ki, gösterilene bakarsanız, ‘yalan bombardımanı’ndan başka bir şey görmezsiniz, ‘aklınıza mukayyed olun’, sakın ha, çaldırmayın…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;‘MASKESİZ’ MİSYONERLİK!..&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Dünyada ya da ülkemizde, misyonerliğin çalışmaları ayrıntılı olarak bilinebilmektedir. Bizim bu çalışmamız, bunu ortaya koymak değil, bölgemizdeki ‘maskeli’ şeklini ortaya koymak amaçlıydı. Misyonerliğin, Osmanlıya 19’ncu yüzyıl saldırısının Trabzon’umuzda ürettiği Santa Mara Kilisesi’nde 2001 yılında yaşanan bir hırsızlık vakası ya da para dağıtıldığı iddialarının artık ayyuka çıkması, maskeli olanın maskesini düşürmüştür. Kilise ‘müdavimi’ gençlerin, 2001 yılında kiliseyi soymaları ile soyulan da sadece kilise değil, misyonerliğin maskesi de olmuştur… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Misyonerliğin ‘iki saldırı silahı’, BOP ve AB ile gönderilen yalan bombardımanlarının hedefi, ‘insan zihni’ oluyor. Çevre kirliliği kasti bir şekilde; havanın, suyun, toprağın kirlenmesi olarak sunulsa da, asıl tanımı, ‘kirlenen insan zihni’nin (-sahip olması gereken bilgiye sahip olmayan insanoğlunun) “yaşadığı dünyayı/toplumsal çevreyi kirletmesi” oluyor. Kişinin sahip olduğu ‘zihin’ ‘çarpık bilgi’ dolu olunca, yaşadığı çevreyi misyoner gibi kirletebiliyor…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Can Dündar’ın ‘bıyık’ bırakması gerekiyor!..&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Papaz Santoro (-menfur) cinayeti üzerine yazan ‘otobüs yolcuları’ndan biri, Can Dündar; bölgemizdeki misyonerliği, ‘3-5 diyerek’ aklaması bir tarafa, katil silahını (!) Trabzon’a yönelterek, çekilin önünden demek de istiyor; “3-5 misyoner, koca Trabzon'u dininden edecekmiş gibi bir panikle kitleleri kışkırtırsanız, bilerek ya da bilmeden ucu cinayete varan bir yolun taşlarını döşemiş olursunuz” diyor (Milliyet,11.02.2006). Dahası, ‘şehrin anotomisi’ diyerek, saygısızlık ve bağnazlık sergiliyor; “Trabzon tezcanlılığını… bağnazlaşmasının, misyonerlik korkusunun bedelini ödüyor….Trabzon kapısının açılışındaki bir öfke nöbetinde hiddetle söylenen bu kelime, kentte yaşayacak olanlara bir buyruk oldu sanki: O günden sonra Trabzon'da her şey "tiz" yapıldı…Pontus'un intikam planları, misyonerlik faaliyetleri anlatıldı yıllar yılı. "Tiz" elden intikam dolduruşu, geçen hafta ergenlik çağında bir çocuğun papaz cinayetine kadar uzandı. Gelelim bu aculluğun nedenlerine:..Düşünmez, oynar Karadenizli. Sonradan düşündüğünde genellikle kelle yerde olur… Papaz cinayeti de bir anda patladı ve söndü. Ama "bizim uşak", yine dolduruşa gelmiş, tiz karar vermişti. Herkes pişman olduğunda kelle yerdeydi yine...” diyordu (Milliyet,12.02.2006). Ulusal basında ‘yazan’ların ‘yazar’lığa yükselmelerine yardımcı olabilirim de, ‘talebem’ olmak hem öyle kolay değil, hem de ‘bıyıklı’ olunması gerekiyor. Can Dündar nam zat üniversite döneminde, ‘bıyık yasak’ken bıyıklıymış, yasak kalkınca bıyığını kesmişmiş (Milliyet:04.05.2006); Trabzon’da da ‘yasak’ var, kirlettiği Trabzon’dan ‘özür’ için, ‘bıyık’lı olması gerekiyor. Her nerede ve kim olursa olsun, insan, ‘İnsanın Gerçeği’ bilgisine sahip olması gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Maskeli olan misyonerlik, Müslümanların kendi dinine geçmesini değil, “öz kültür”ünden beslenmemesini istiyor. Misyonerliğin en büyük başarısı da zaten bu, insanımızın zihninden ‘öz kültür’ünü çıkartıp, yerine ‘çarpık (kendine ait olmayan) kültür’ü yerleştirmiş olması oluyor. Kirlenmiş bilgiler/zihinler (maskesiz misyonerler) ortaya çıkması da bunun sonucu oluyor. Gittikçe yaygınlaşan, erkeklerin ‘hanımefendileşmesi’ ya da ‘kadın göbeği’ çeşidi de, zaten bu tip ‘kirlilik’ oluyor. Bilgide kirlilik olunca da, ‘yaşadığı çevreyi kirletme’, karşımıza bıyıklı olarak da çıkabiliyor. Bir başka ‘otobüs yolcusu’, Mehmet Bekaroğlu’nun, “Papazını vuran Kent:Trabzon” yazı başlığı ile görülmesi de bu oluyor (Radikal:19.02.2006). Vurulan papaz, “hangi kentin/kimin papazı”mıymış, onun da ‘özür’ dilemesi gerekiyor. Onlar gibi bir başka ‘otobüs yolcusu’, TAYAD kirliliği sonrası yazdığı yazı ile, ‘kirli’ zihinlere referans olan Nihat Genç de, bağrından çıktığı şehri incitmiş; “..genç kızların şehirde rahatça gezip dolaşamadığı bugünler şehir her genç insan için zehirden bir kafes oldu..Hain Son..)” da demişti (Akşam:14.04.2005). Şahsen ben Nihat Bey’den ümitli olmak istiyor, bir ‘gerçek Trabzon’ yazısı hala bekliyorum; özür yazısında, ‘Hain Son (-Hain Linç)’ değil, misyonerliğe ‘zemin hazırlayan, ama aynı zamanda ‘maskesiz misyoner’ de yetiştiren (milli/dini bütünlüğümüzü tehdit eden) “Hain Kültür’e Son” demesi gerekiyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;‘HAİN KÜLTÜR’E SON…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Bakmayın siz Trabzon’umuza da ´kültür şehri´ denilmesine, geçmişte öyle idi ama şimdilerde nerede; ‘bilgisizlik’ şehrimizde de yaşam biçimi olmuş, tüm şehirlerimizdeki gibi sergileniyor. Bilgisizlik ‘bilgi’nin yerine ‘değer ölçüsü’ olunca da, ‘anormal davranış’lar ‘normal’, ‘normal davranış’lar da ‘anormal hal’ olarak yaşanıyor artık. Anormallik o kadar ‘normal hal’ halini aldı ki, hiç kimse farkında bile olamıyor anormalliğin artık.Anormalliğin ´normal´in yerini alması hali, kültürsüzlüğün (çarpık kültürün), kültürün (insanın sahip olması gereken kültürün/bilginin) yerini alması sonucudur. Kültürsüzlük ‘kültürün’ yerini alınca da, muhatabınıza doğruyu sunsanız da sizi anlaması mümkün olmuyor artık. Yaşanan ‘toplumsal hal’ bu olsa da, ‘Seni de sigaya çekecek bir Molla Kasım’ her dem de bulunur hali biz bu yazıya başladık…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Anormalliğin ´normal´in yerini alması hali, kültürsüzlüğün (çarpık kültürün), kültürün (insanın sahip olması gereken kültürün/bilginin) yerini alması sonucudur. Kültürsüzlük ‘kültürün’ yerini alınca da, muhatabınıza doğruyu sunsanız da sizi anlaması mümkün olmuyor artık. Yaşanan ‘toplumsal hal’ bu olsa da, ‘Seni de sigaya çekecek bir Molla Kasım’ her dem de bulunur hali biz bu yazıya başladık…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Santa Maria Kilisesini Abdülmecid’e kim yaptırttı?…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Papazının öldürülmesiyle öne çıkan Santa Maria Kilisesi’nin, ortaya çıkış tarihi ile ilgili olarak ‘ulusal basında’ yer alan haberlerde, sözkonusu kilisenin “Sultan Abdülmecit’in emirleriyle” Trabzon’a gelen yabancılar için 1869-1874 tarihleri arasında yaptırıldığı haberleri kamuoyuna yansımıştır. Aynı nitelikli açıklama, halen de Trabzon Valiliğinin Web Sitesi’nde sergilenmektedir!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Oysa, sözkonusu bu haber, ‘yalan’dır. İLESAM İl Temsilcisi olarak Trabzon Valiliği-Kültür Müdürlüğü ile yaptığım yazışmalara, “Trabzon Klt. ve Tabiat Vrlk. Kor. Müd.”nden gelen yazı da göstermiştir ki, ‘Sultan Abdülmecid/Osmanlı kilise yaptırmamıştır. Ayrıca, sözkonusu bina başlangıçta kilise değil, EV olarak, 1852-1854 tarihleri arasında yapılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;İmdi: Valiliği’mize ve de her türlü yetkiliye sesleniyorum: Abdülmecid/Osmanlıya kiliseyi kim yaptırttı? Belgeler ortada iken de, Trabzon Valiliği, neden hala o ‘hain yalan’ı sergiliyor Web Site’sinde? Bu da misyonerlik değilse ne!...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Papazın öldürüleceği önceden biliniyor olabilir mi?...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Biliyoruz ki, Trabzon/bölgede, misyonerliğe ait istihbarat örgütleri cirit atıyor. Bu ortamda papaz da vurulabilir, şu bu da. Yıllarca sonra hala bile, Ağca’nın Papa’yı vurmadığı hala konuşulabiliyorsa, Trabzon’da da olup bitenleri kavrayabilmek için, ‘dünyada neler oluyor’ bilgisine sahip olmak gerekiyor. Bunun için de şahsen benim, ulusal medyadaki, hemen hepsi “bilgisiz” olan yazar çizer ya da konuşan ile işim olmaz, hadiselere ‘ısmarlama’ dışında bakarım… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Varlığından bugüne kadar hemen hiç kimsenin haberdar olmadığı şu kilise, internet bağımlısı bir küçük çocuğumuzun, papazını vurduğu iddiasıyla dünya kamuoyun önüne, Osmanlı/Abdülmecid yaptırttı yalanı ile gelmişse; birileri, yıllar sonra papazının da vurulacağını biliyordu (!) olabilirler mi? Bunu kendime sordum, bir başka deyişle; bugünlerdeki Papaz cinayeti için, geçmişte (kasdi olarak) yerleştirilmesi muhtemel olabilecek, ‘Santa Maria Kilisesini, Abdülmecid yaptırdı’ yalanı arasında (-eğer o bilgi, belgelere sehven girmediyse) bir ilinti kurulabilir mi (?), merakım bu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Büyük ilimadamı Gazzali, “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen Cevizin hepsini kabuk zanneder” dediği için yazdım, hepsi bu!.. (15 Mayıs-2006/Günebakış Gazetesi)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;NOT: Santa Maria Kilisesini Osmanlıya kim yaptırttı (?) sorum (yazılı takibim de sonucunda) Trabzon Valiliği, kiliseyi Abdülmecid'in yaptırdığı şeklindeki yanlış/kasdi bilgiyi (olması gerektiği gibi düzenlenmese de, üstteki yazımdan sonra Web Site'sinden kaldırmış bulunuyor. Osmanlı'nın kiliseyi yaptırmadığı kesin de, yıllardır yazılı görsel kaynaklara, Santa Maria Kilisesini Sultan Abdülmecid'in yaptırdığı şeklinde girmiş bulunan kasdi/yanlış bilgi halen de yaşıyor, ne olacak!.. Çöpü kim kaldıracak!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ahmet MUSAOĞLU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ahmetmusaoglu.org/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.ahmetmusaoglu.org&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-864184104401508488?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/864184104401508488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=864184104401508488' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/864184104401508488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/864184104401508488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzonda-neler-oluyor.html' title='Trabzon&apos;da neler oluyor?'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym5lvjx_tI/AAAAAAAAADg/eteStdQn6hI/s72-c/yazarhakkinda4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-6896475531165113536</id><published>2007-11-01T04:23:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:23.374-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arkitera'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aykut köksal'/><title type='text'>Trabzon'a yağmur yağmaz!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym3g_jx_sI/AAAAAAAAADY/CtXZ-NCsW9Y/s1600-h/aykutkoksal.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127831428183228098" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym3g_jx_sI/AAAAAAAAADY/CtXZ-NCsW9Y/s400/aykutkoksal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Uçak Trabzon havaalanına 31 Mart akşamı geç bir vakitte ulaştı. İhsan Bilgin’le birlikte, “Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?” başlığıyla gerçekleştirilecek Arkitera Platform buluşması için Trabzon yollarına düşmüştük. Otele gitmek için taksiye bindiğimizde dışarıda bütün şiddetiyle yağmur yağmaktaydı. Toplantı öncesinde kenti nasıl gezebileceğimizi, yağmurun ertesi gün sürüp sürmeyeceğini konuşurken, taksinin şoförü “Aslında Trabzon’a yağmur yağmaz!” diye söze girdi ve devam etti: “Ama Trabzon’a her gelen yağmurla karşılaştığı için Trabzon’u yağmurlu zanneder.” Evet, gerçekten Trabzon’a gelmiştik. Ertesi gün toplantıda panelistler arasında yer alan Trabzonlu mimar-yüklenici Sezgin Atasoy da konuşmasının önemli bir bölümünü, aslında Trabzon’da iyi mimarlık ürünlerinin de olduğunu anlatmaya ayıracaktı, tabii sözünü ettiği “iyi örnekler” arasında kendi binaları da vardı; kısacası kimse Trabzon’da herşeyin kötü gittiğini sanmamızı istemiyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzon’un merkezinde bir otele yerleştik. Sağolsunlar, toplantının sponsorluğunu yapan Kale Grubu hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış, tüm çağrılıları kentin en lüks otelinde ağırlamak istemişti. Ama sabah garip bir klostrofobi duygusuyla uyandığımda hemen odanın penceresini açtım ve otelin lobi mekânıyla yüz yüze geldim. Bizim odalar, üstü kapalı bir atrium olan ve lobi işlevi gören (postmodern bezemeli) orta mekâna bakıyordu. Trabzon’un çağdaş mimarlığıyla ilk tanışmaydı bu. Lobideki konuklarla pencerelerdeki pijamalı otel sakinlerinin selamlaşmasının ardından iki günlük Trabzon serüvenimiz de başlıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Toplantı öncesindeki kent turunda, Saliha Aydemir ve Ayhan Usta’nın aydınlatıcı açıklamaları eşliğinde bu kez Trabzon’la tanıştık. Kentin, tümüyle topografyanın belirleyici olduğu yalın bir yapısı var. Kıyı bandı, buna paralel uzanan topografik bir eşik ve bu belirleyici doğrultuya dik olarak peş peşe sıralanmış vadiler. Bir kent mimarlığı için son derece zengin bir veri oluşturan bir “yer”. Ama doğrusu ya, Trabzon’da bu veriyi değerlendirmiş bir kent mimarlığından söz etmeye olanak yok. Kent belirleyici ana doğrultuya paralel uzanan yolların çevresinde gelişmiş: Uzun Sokak, Kunduracılar Caddesi, Maraş Caddesi ve tabii sahil yolu. Bu yollara eklenen bir yeni yol var ki, neredeyse “şehir efsanesi”ne dönüşmüş: Tanjant Yolu. Uzun yıllar boyunca kentin ana tartışma konularından biri olan ve yakın bir tarihte inşa edilmiş Tanjant Yolu, başlangıçta –adının da gösterdiği gibi- kente teğet geçecek bir transit yol olarak tasarlanmış. Bu arada kent büyümüş, Tanjant Yolu bir “teğet” yol projesi iken “kiriş” yola dönüşmüş, yani kentin ortasından geçen bir yol olmuş ama yine de inşa edilmiş. Doğrusu yolun kentte hangi işlevi taşıyacağını anlamak güç; kentin topografyasıyla, mevcut yapısıyla kavgaya tutuşan, viyadüklerle Trabzon’u epey hırpalayan bir yol olmuş. Şimdi bu yollara bir yenisi eklenecekmiş: Duble sahil yolu. Hem de altyapı sorunları yüzünden, mevcut sahil yolunun genişletilmesiyle değil, yanına eklenerek, sahilin yeniden doldurulmasıyla yapılacak bir yol. Görünen o ki, zaten denizle ilişkisi bütünüyle kopmuş olan Trabzon artık bir deniz kenti olduğunu tümden unutacak ve bir “yollar efsanesi” olarak tarihe geçecek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;İlk günkü gezinin duraklarından biri olan, Bruno Taut’un 1938 tarihli Trabzon Lisesi, modernist mimarlığın yetkin bir örneği olarak işlevini sürdürüyor. Panel, yine Akademi hocalarından Nihat Güner’in modernist bir yapısı olan KTÜ Mimarlık Fakültesinde gerçekleşti. Bu iki eğitim yapısı, ilk gün Trabzon’da mimarlığa değebildiğimiz iki mekân oldu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzon gezisinin ikinci gününde Maçka yollarına düştük ve epey yıpratıcı bir tırmanışla karlar altındaki Sümela Manastırı’na ulaştık. Bu eşsiz deneyim geziyi doruğa çıkaracaktı ama Sümela’nın bir restorasyon kıyımına uğramış olduğunu görmek ağzımızın tadını kaçırmaya yetti. Ama gezi, dönüş saati öncesinde tam bir doruk noktasıyla sonlandı: Trabzon Ayasofyası. Yemyeşil bir platform üzerinde vakur bir yalnızlıkla bekleyen bu yapıya lütfen kimse dokunmasın. Hele bir yerlerden kaynak bulup bahçe düzenine filan da girişilmesin. Aman, lütfen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Aykut KÖKSAL&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.arkitera.com/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.arkitera.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-6896475531165113536?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/6896475531165113536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=6896475531165113536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6896475531165113536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6896475531165113536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzona-yamur-yamaz.html' title='Trabzon&apos;a yağmur yağmaz!'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym3g_jx_sI/AAAAAAAAADY/CtXZ-NCsW9Y/s72-c/aykutkoksal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-4383821025258363814</id><published>2007-11-01T04:08:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:23.598-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündembe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebubekir Gülüm'/><title type='text'>Trabzon üzerine oynanan oyunlara dikkat..</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym0pPjx_rI/AAAAAAAAAC0/VVZ1Ilycvy8/s1600-h/k_Sevtap_trabzon04.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127828271382265522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym0pPjx_rI/AAAAAAAAAC0/VVZ1Ilycvy8/s400/k_Sevtap_trabzon04.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Şehrin isminin bir süredir şiddetle birlikte anılır olması sinsi bir planın sonucu mu?Trabzon´a İsrail-Yunan ilgisi neden? Her Çarşamba günü İsrail´den bir uçak dolusu insan geliyor! Bunlar kim ve niçin geliyorlar? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Rahip Santoro ve Gazeteci Hrant Dink cinayetleriyle, bir kez daha dikkatlerin yoğunlaştığı Trabzon ilimizle ilgili çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Son yıllarda Trabzonlu gençlerin; "Burslu üniversite eğitimi" imkânları sunularak, Yunanistan ve İsrail´e götürüldüğü ileri sürülüyor. Her Çarşamba günü İsrail´in başkenti Tel-Aviv´den Trabzon´a yapılan direkt uçuşlar da iddiaları güçlendiriyor. Ermenistan´la Türkiye arasında Sarp Sınır Kapısı´nın açılması ile birlikte, Rum, Ermeni ve İsraillilerin Trabzon´un en uzak köylerine bile "turistik" ziyaretler yapması da manidar bulunuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Üzerinde büyük oyunların oynandığı Trabzon´la ilgili bir diğer iddia ise, işsizlik sorunu ve mânevî boşluk içinde başıboş gezen gençlere, Rumca öğretilerek, Yunanistan´da ikamet hakkı tanındığı yönünde. Misyonerlik faaliyetleri de şehirde en çok konuşulan gündem maddelerinden. Diyanet-Sen Trabzon İl Başkanı Ömer Tutuş, Trabzonlu gençlerin adının bu tür olaylara karışmasını tek cümleyle özetledi: "28 Şubat sürecinin dinî eğitime getirdiği kısıtlamaların faturasını ödüyoruz!"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetlerinde Trabzonlu gençlerin kullanılması, dikkatleri bu ´il´e çekti. Çünkü son yıllarda Trabzonlu gençlerin özellikle Yunanistan ve İsrail´e, üniversitede burslu eğitim olanaklarıyla kandırılıp götürüldüğü iddiaları sıkça gündeme getirilmeye başladı. İsrail´den her hafta Çarşamba günü Telaviv´den Trabzon´a uçak inmesi akıllara başka sorular getiriyor. Rumca bilen Trabzonlulara Yunanistan´da pasaport ve ikamet hakkı tanındığı ise başka bir iddia. İşsizlik ve manevi boşluk içinde başıboş gezen gençlerin kullanılma temayülü, Trabzon üzerinde büyük bir oyun oynandığını ortaya koyuyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Karadeniz Bölgesi´nde son günlerde oynanan kirli oyunlar bir türlü bitmiyor. Misyonerlik faaliyetleri en çok konuşulan konulardan birisi. Amaç ise, bölgede yeniden Pontus Rum devletini kurma hayali. Rum Ortodoks misyonerlerin özellikle Trabzon merkezli gerçekleştirdiği faaliyetlerini genellikle turistik amaçlı geziler çerçevesinde gerçekleştirdiği öne sürülüyor. Turistlerin çoğunluğunu ise, rahipler oluşturuyor. 6 Yunanlı Papaz´ın Tonya ilçesine bağlı İskenderli beldesine yaptığı ziyaret, günlerce tartışma konusu olmuştu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;İddialar arasında, Karadenizli gençlerin Yunanistan ve İsrail´e burslu eğitim olanakları veya cazip iş fırsatları ile kandırılarak götürülmesi de yer alıyor. Manevi boşluk içinde yetişen gençler, hıristiyan misyonerlerin etkisiyle özellikle Yunanistan´a götürülüyor. Burada üniversite eğitimini tamamlayan gençler, yoğun mesajın etkisiyle memleketine dönünce gittiği ülkenin propagandasını yapıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Diyanet-Sen Trabzon İl Başkanı Ömer Tutuş ise son dönemde Trabzonlu gençlerin adının bu tür olaylara karışmasını, "28 Şubat sürecinin dini alanda getirdiği kısıtlamaların faturasını ödünüyoruz" şeklinde değerlendirdi. Eskiden Trabzon İmam Hatip Lisesi´nde 2500-3000 öğrenci okurken bu rakamın şimdi çok aşağılara düştüğünü vurgulayan Tutuş, yüzlerce Kur´an kursu kapatılması ile dini eğitimin verildiği kurumların önünün kesildiğini dile getirdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Özellikle sınır kapısının açılması ile buradan gelen kadınlar ile denetimsiz bırakılan internet kafelerin gençlerin ahlakını olumsuz şekilde etkilediğini anlatan Tutuş, "Bütün bunlar, gençlerin hakikaten sorumsuz bir şekilde yetişmesine neden olmuştur. Bölgemiz manevi anlamda içinde bulunduğu değerlerden her geçen gün kopmuştur" dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Bu boşluğun misyonerler tarafından doldurulmaya çalıştığını söyleyen Tutuş, "Misyonerlerin reklâmını yapmamak lazım. Ama buraya dönük idealleri ve emelleri hiç bitmiyor. Trabzon başkent olmuş, 3 bin yıllık bir tarihi var. Görmedik, ama öğrencilere İnciller içinde 100 dolarların dağıtıldığını duyuyoruz. Birçok insanın kiliselere gittiğini gözlemliyoruz" dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Başka bir iddiayı da gündeme getiren Tutuş, Rumca konuşan insanlara Yunanistan´da birtakım haklar tanındığını kaydederek, "Rumca bilen insanların Yunanistan´a pasaportsuz girme, ikinci bir pasaport alıp orada ikamet etme hakkı verildiğini duyuyoruz" dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Telaviv´den Trabzon´a direkt uçuşa dikkat!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;AGD Bölge Sorumlusu Ahmet Yakuphan, son dönemde meydana gelen olayların arkasında İsrail ve Ermenistan´a dikkat çekerek, "Telaviv´den Trabzon´a direk uçak var. Her hafta Çarşamba günü. Özellikle yazın çok fazla kişi geliyor. Gelen kişiler, şehir içinde fazla kalmayıp, ilçelere ve dağlara gidiyorlar, bir sürü gizli çalışma yapıyorlar. Bunu devletin de bilmesi ve araştırması gerekiyor. Çünkü İsrail Ortadoğu´nun çıbanı" diye konuştu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Aynı şekilde Kafkaslarda Ermenistan´ın çıban başı olduğunu vurgulayan Yakuphan, "Ermeniler ve Yahudiler, Trabzon üzerinde aynı hedefte buluşuyorlar. Trabzon üzerinde, büyük oyunlar oynanıyor. Rumlar da işin içinde" diye konuştu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Gençlerin yasal olmayan işlere girişmesinin nedeninin işsizlik ve manevi boşluk olduğunu vurgulayan Yakuphan, "Gençler öyle bir boşluk içinde ki. Binlerce lise ve üniversite mezunu genç, şu anda başıboş şekilde geziyor. İşsizlik had safhada. Trabzon maalesef o hale geldi" dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Gençlerin cesareti ve manevi boşluğundan faydalanılarak kullanıldığını kaydeden Yakuphan, "Gençlerimizi, aklen ve kalben yetiştirmedikten sonra bu yollara düşmesi normal. AGD olarak biz gençlere ulaşmaya çalışıyoruz. Ama herkese ulaşmamız mümkün değil" dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Ebubekir Gülüm&lt;/strong&gt;/Türkiye &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.gundem.be/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.gundem.be&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-4383821025258363814?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/4383821025258363814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=4383821025258363814' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4383821025258363814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/4383821025258363814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-zerine-oynanan-oyunlara-dikkat.html' title='Trabzon üzerine oynanan oyunlara dikkat..'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rym0pPjx_rI/AAAAAAAAAC0/VVZ1Ilycvy8/s72-c/k_Sevtap_trabzon04.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-5777186203082107588</id><published>2007-11-01T03:57:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:23.794-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olcay yazıcı'/><title type='text'>"Ürkek Güvercin" Retoriği</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RymyWfjx_qI/AAAAAAAAACs/yJgZ_cJ7yZE/s1600-h/yaziciolcay.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127825750236462754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RymyWfjx_qI/AAAAAAAAACs/yJgZ_cJ7yZE/s200/yaziciolcay.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Memleketim yiğit ve şanlı Trabzon, son yıllarda, son aylarda, son günlerde ne hikmetse hep gündemde. Onu gündeme taşıyan kotarılmış, kurgulanmış, kışkırtılmış olaylardır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Çünkü iç ve dış mihrakların yozlaştıramadığı, piçleştiremediği, memleket sevdası hisarından bir taş düşüremediği, küresel hiçleşme rüzgârları ile sarsamadığı; hain ve menfur emelleri, hülyaları için üst olarak kullanamadığı; insanını hiçbir vaatle özünden, millî hassasiyetinden koparamadığı anlı-şanlı, ender ve şerefli şehirlerin başında geliyor da ondan. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzon’u, Trabzonluyu linç etme harekâtının itici gücü, bu şehrin şan ve şerefinin tescilidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Bu Şehzâde şehir, bu cihan padişahı yetiştirmiş şehir, atalarının şanına yakışır dik ve onurlu duruşu münasebetiyle; hainler çetesini fena halde kızdırıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Vatan, millet ve bayrak sevgisi onların sinsî emelleri önünde Ağrı dağı gibi, Kaçkarlar gibi aşılmaz bir engel teşkil ediyor da, ondan. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Bol maaşlı küresel kiralık kalemler, müstemleke aydınları, liberal, bozguncu şom ağızlar Trabzon diyor da başka bir şey demiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;“Oy Trabzon, Trabzon../İçin kalaylı kazan!” der Türküleri bu şehrin. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;‘Kalaylı kazan’ temizlin, arılığın, duruluğun, aklığın, kirlenmemişliğin, yozlaşmamışlığın, sütü bozulmamışlığın, kök ve gök bağları ile göbek bağını koparmamışlığın; vatanın ilelebet payidar olması için ant içmişliğin, özündeki mayanın ana sütü kadar, bir gecenin kirlenmemiş kar’ı kadar gökçe ışıklar kadar temiz olduğunun belirtisidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;İçi çıfıt çarşısı, katran karası, kömür karası, kazan dibi olan, kök ve gök bilgiden nasipsiz, sürü idrakine sahip dünya vatandaşları; bu yiğit ve asil ruh kalesinde sözde bir gedik açmak, bu şehri de küresel kimliksizlik panayırına çevirmek ve aralayacakları kin ve nefret kapısından, huruç harekâtı ile ağalarını memlekete buyur etmek için büyük bir gayret sarf ediyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Dıştan destekli, işbirlikçi, uşak ruhlu, köle zihniyetli, kimliksiz entel bozuntuları sürüklendikleri, nemalandıkları yanaşma ‘kanalları’ vasıtasıyla, bu şehrin aşılmazlık, girilmezlik düğümünü, destek aldıkları ağalarının/ağyarın kanlı kılıcıyla, maddî kudretiyle çözmeye çalışıyorlar. Ama nafile bir gayret içindeler. Çünkü, bu şehrin mayasında asalet vardır: Kiralık kalemlerin, köksüz liboşların nasipsiz ve yoksun oldukları asalet.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hani bir zamanlar, bir millî eğitim bakanı, “şu okullar olmasa, millî eğitimi ne kolay hallederdim” meâlinde, traji-komik bir lakırdı etmiş ya. İşte uşak ruhlu, yanaşma meyilli küresel kapı kulları da, içlerinden, ah şu Trabzon olmasa, ülkeyi ne de güzel içten kuşatır ve küresel ağalarımıza sunardık, demektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Utanmadan, arlanmadan, onur ve şahsiyet gibi mahiyetlerden uzak, boş teneke kimlikleriyle, erdem ve üstünlük sayılması gereken özellikleri, kamuoyuna kötü bir alışkanlık diye, ‘cinayet sebebi’ diye lanse etmektedirler. Bu medya maymunları, bu kanal yılanları içinde ne yazık ki, Karadenizli olanlar da vardı; asıl ve asil Karadenizli ruhundan uzak, ‘Kara-denizliler’di onlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzon’da neler oluyor diye, vatan hainleri hep bir ağızdan yaygara koparmaya başladı. Trabzon’da olan bir şey yok. Çok şükür, Trabzon, bildiğiniz, bildiğimiz Trabzon. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Sizin çöplüğe/kimliksizlik çukuruna dönmüş içinizde bir kaynaşma, oynaşma var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Yedeğiniz herzelerin kokuşması çıkıyor ağzınızdan. Mide ve fikir fesadına uğramışsınız. Kargaşa ve kaos sizin beyninizde. Hafızasını ve hatırasını kaybeden, şok bir travma geçiren, mankurtlaşan, kültürüne, ahlâkına, millî ve mânevî cevherine yabancılaşan sizlersiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Ne Türklükten haberiniz var, ne İslâm’dan. Ermeni diasporası bile sizin yanınızda daha Türkiyeci kalır; müteveffa Hrant Dink bile sizden daha sağlıklı ve insanî düşünmekte idi. “Bu topraklarda gözüm var, fakat üstünde değil; altında!” diyordu. Gönül istemezdi ama, ne yazık ki, öyle de oldu. Ama sizin gözünüz toprağın altında değil, üstünde. Bir gün gözünüzü toprak doyuracak nasıl olsa. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Siz kraldan fazla kralcı, Ermeniden fazla, ermeni; düşmandan daha fazla düşmansınız bu ülkeye. Çok şükür ki, sayınız genel ülke kütlesi yanında devede kıl bile değil. Medya maymunları, televizyon şempanzeleri gibi yekinip durmanız, size bir güç olduğunuz ve ülkeyi değiştirip, dönüştürebileceğiniz, piçleştirmenin başını çekebileceğiniz vehmini verse de, boşuna ümitlenmeyin. Vatanın asil evlâtları sizleri tokatla, tükürükle boğar. Bu ülke ne hainler gördü; fakat hainler ülkenin zevalini hiçbir zaman göremeden göçtü bu dünyadan. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Sizlerden ‘aydın’ değil, idare lâmbası bile olmaz. Siz bir deveci feneri kadar bile ışık saçamazsınız. Işık maddeden değil, özden, cevherden, manâdan, ruhtan gelir. Siz başkalarının itmesi, ivmesiyle hareket edebilen, şekilsiz, amorf, köşesiz, şuursuz ve kimliksiz birer kadavrasınız. İradeniz elinizden alınmış. Fikirleriniz, size ait değil; siz, size öğretilen, ezberletilen ihanet retoriğini sayıklıyorsunuz. Gürültünüzün çokluğu, içinizin boşluğundandır. Bilirsiniz, boş teneke çok öter. Isıracak köpek havlamaz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Erdemli insanlık literatüründe muteber bir yeri olmayan, kimliksiz bir diskurla konuşuyorsunuz. Söyleminiz sulu-sepken bir samimiyetsizlik ifadesi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Biz de, bir insanın nahak yere öldürülmesine üzülürüz. Hiçbir fikir ve hatta eylem, bir kişinin öldürülmesi, ailesinin perişan edilmesi için sebep ve gerekçe olamaz. Zaten “bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek” hükmündedir. Bu hüküm Kopenhag Kriterlerinde yazmadığı için bilemezsiniz. Bu hüküm size nasip olmayan İslâm kültürünün eseridir. Siz işin şovunda, gösterişinde, reklâmında; övünmeci, yaranmacı, özgürlükçü, hümanist görüntüsündesiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hrant Dink’in ölümüne, babasının cansız bedeni karşısında irkilen genç kızına; büyük, dipsiz bir uçuruma düşen eşine üzüldüm; fakat sizin gibi şov yapmadım, gösteriş içinde bulunmadım. Aksine bir Türk ve Müslüman olarak, bir Ermeni ailesi için, içimden dua ettim. “Rabbim” dedim, “bu aileye sabır ve metanet ver; bundan sonra hayatlarını korkusuzca devam ettirebilmeleri için onlara fırsat ve imkân ver..” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Şunu da belirteyim ki, müteveffanın, “Türk’ten boşalan kirli kan..” ifadesine fena halde bozulanlardan biriydim. Mesele, asıl maksadı sinsî bir kelime oyunu ile cümleye sindirme mi idi; yoksa farkında olmadan yapılmış bir kelime ve anlam yanlışlığı mı?; onu kesin bilemiyorum. Ancak kafamı kurcalayan şu ki, ‘ürkek güvercin’ eksenli o güzel ve akıcı yazıyı, o güzel Türkçe ile yazan biri, kan-Türk-kirli-Ermeni gibi metaneli kelimelerden bir cümle kurarken, manâ kaymasına, yanlış anlaşılmaya, farklı yorumlanabilme ihtimaline karşı bu kadar bigâne olabilir mi? Ama artık kendini savunma ve sözünü tevil etme imkânı olmayan bir ölünün ardından konuşmanın anlamı yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Şu bilinsin ki, Türklük hassasiyeti sadece Ermenilere karşı kullanılan bir şey değil. Aynı hassasiyet Türk düşmanı, Türkler için de kullanılmaktadır. Sizler fikir namusunun ve fikir özgürlüğünün gerektiği erdemi göstermiyorsunuz. Milliyetçilik, milletini sevmektir; diğer etnik kimselere kurşun sıkmak değil. Ama siz, milletini, vatanını, kültür değerlerini sevmeyi nerede ise, ülke için bir belâ gibi göstererek, gençlerin aklını karıştırıyor, içini boşaltıyor, onları sekülerleştirmeye çalışıyorsunuz. Asıl ülkenin başına belâ getirecek olan bu sakat fikirdir, onu göz ardı ediyorsunuz. Fırsat bu fırsat deyip, kin kusan kalemler, gerçekten de içlerindeki ‘Ermeniliği’ ortaya çıkardı. Bu açıdan iyi de oldu. Türk milleti bir kez daha gizli hainleri keşfetmiş oldu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Demek ki, “hepiniz Ermensiniz” öylemi? Meğer ne çok Ermeni varmış ülkemizde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hayır ben asla Ermeni değilim! Türk ve Müslüman’ım; fakat Hrant Dink’in öldürülmesine sizden çok üzüldüm. Katili, azmettirenleri, reşit olmayan bir genci kullanarak menfur emellerini, küresel projelerini gerçekleştirmeye çalışanları şiddetle, hiddetle lânetliyor, telin ediyorum. Tabiî sadece bunu değil; birileri tarafından kullanılan sorunlu bir genç yüzünden, asil ve vatan sever bir şehri; anarşiye, teröre, yabancı ideolojilere, yerli yıkıcılıklara, vatan hainlerine geçit vermeyen bu şerefli bir şehri; daha da genelleme yaparak bütün Türk milletini, Türk insanını karalama kampanyası başlatan, millî ruhtan kopuk, hainler taifesini de aynı şiddet ve öfke ile lânetliyorum… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Hayır, hepimiz Ermeni değiliz, hepimiz insanız ve insana yakışan, başkasına kurşun sıkmak, vatanı bölmek değil; içinde hainlik gizlemeyen öteki ile dost ve kardeş olmaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;“Beri gel barışalım, yâd isen bilişelim!” demiş bizim Yunus. Bizim Yunus, “yetmiş iki millete bir göz ile bakmayı’ önermektedir insana; ayrımı, kışkırtıcılığı ve bölücülüğü değil!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Siz hangi kutuptasınız?...Arada sırada aynaya bakmayı ihmal etmeyin: Gerçeği göreceksiniz!.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;NOT: ‘Ürkek güvercin’ retoriğinden vazife çıkarmaya çalışan ve menfur bir hadiseyi kullanarak bütün Türk milletine hakaret eden onlarca kalemden birine yazdığım cevabı aşağıda takdim ediyorum:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;“Pek muhterem,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Elbette bir insanın öldürülmesi için normal şartlarda hiç bir şey gerekçe olamaz. Zaten nahak yere bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş hükmündedir. Ve hiç bir sağlıklı insan, bir başka insanın öldürülüşünden derin bir haz duymaz. Ancak, böyle durumlarda mutedil olmak, ortamın durulmasını beklemek, olayın aydınlanması için sabır ve metanet göstermek gerekir. İki gündür yazdığınız yazı, size yakışmayan yaranmacı, yaygaracı, ajite edici, bak ne duygusal yazmış diye taraftar toplama psikolojisi ile yazılmış, sulu-sepken, sığ ve inandırıcı olmayan, Ermeni diyasporasından birini hatırlatan bir yazı. 17 yaşındaki kullanılmış bir gençten yola çıkarak, bütün Türk milletini, Türkiye'yi bu kerte dile dolamak samimi bir Ermeni ağıtından ziyade başka maksatları hatıra getiriyor. Ermeniden daha fazla Ermeniliğe soyunmak, beraberinde hangi payeyi, hangi ödülü, hangi onuru kazandırır bir gazeteciye? Milliyet’ten Fikret Bila’nın yazısını sâkin bir kafayla oku da, ağırbaşlı, yazana itibar kazandıran, yansız, objektif, aceleci ve acemice olmayan; ekseni/nirengi noktası, duruş sağlamlığı, mensubiyet-mesuliyet duygusu olan bir yazı nasıl yazılır öğren bir zahmet!” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Olcay YAZICI&lt;/strong&gt; / &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:olcayyazici@musiad.org.tr"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;olcayyazici@musiad.org.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.sanatalemi.net/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.sanatalemi.net&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-5777186203082107588?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/5777186203082107588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=5777186203082107588' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5777186203082107588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/5777186203082107588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/rkek-gvercin-retorii.html' title='&quot;Ürkek Güvercin&quot; Retoriği'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RymyWfjx_qI/AAAAAAAAACs/yJgZ_cJ7yZE/s72-c/yaziciolcay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-6064928908274302301</id><published>2007-11-01T03:51:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:23.943-08:00</updated><title type='text'>Gezi / Trabzon</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rymwo_jx_pI/AAAAAAAAACk/3G4kb0Fu8WU/s1600-h/banuozdemir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127823869040787090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rymwo_jx_pI/AAAAAAAAACk/3G4kb0Fu8WU/s400/banuozdemir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Her mevsim Trabzon Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı, doğanın tüm cömertliği ile nimetlerini sunduğu bir şehir Trabzon... Seyyahların üstâdları olan Marco Polo ile Evliya Çelebinin kitaplarında uzun uzun bahsettikleri, Trabzona uğramayanın bu evrende gezgin sayılmadığı bir gerçektir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Anadolunun kutsal topraklarında yaşamanın bir ayrıcalık olduğunun en önemli nişanesi bu bölgedir. Trabzon’da, ABD üs kurmak için liman isteyince heyecanla koşup haritaya baktım. Acaba Trabzon mu güneye taşınmıştı, yoksa Irak, Kırım’ı mı ilhak etmişti? Haritada her şehir yerli yerinde iken, Orta Asya ve Orta Doğuyu nüfuz altına alma mücadelesinin başlangıç noktası olan Trabzon’u yazmak farz oldu. Öyle ya F. Engels der ki, “Avrupa’dan Asya’ya ticaret için Trabzon’un yeri başka noktalara göre daha elverişlidir. Trabzon ticareti, Rusya ile İngiltere’nin çıkarlarını İç Asya’da bir kez daha çatışma durumuna getirdiği için önemli bir siyasi hesaplaşma konusu...” Hemen Burdur ve Topkapı Sarayı Harem Dairesinin hazır yazılarını kenara koydum, yazın yaptığımız Karadeniz turları notlarını toparlayıp sizler için yazmaya Trabzon’u başladım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;MÖ. 7. yüzyıldan önce Kolkhlar, Driller ve Makronların yaşadığı bu bölgeye Miletoslular gelerek kıyılarda koloniler kurdular. Merkezi Sinop olan bu kolonilerden biri de Trabzon idi. Aynı yüzyılda Kafkasya’dan Kimmerler sonra da İskitlerin akınları başladı. MÖ. 6. yüzyılda Pers egemenliğine giren Trabzon, Batı Kapadokya adı verilen satraplık içinde yer aldı. Makedonyalı İskender’in Anadolu’daki Pers hakimiyetine son vermesi ile Perslerin elinden çıkan Trabzon, İskender’in ölümünden sonra Pontus Satrabı II. Ariantes’in oğlu Mihridat (Mithridates), Karadeniz’de Pontus devletini kurdu. Romalılar Anadolu’yu işgale başlayınca Pontus krallığı dağıldı. Roma döneminde en şatafatlı ve zengin devrini yaşarken Got istilasına uğradı. Her şeyi yakıp yıkarak geçen Gotlar şehirde hemen hemen hiç bir şey bırakmadılar. Roma İmparatorluğu dağılınca Doğu Roma imparatorluk sınırları içine giren Trabzon, Bizans İmparatorluğu IV. Haçlı seferi ile işgal olunca İstanbul’dan kaçan I.Andronikos Komnenos’un torunları Aleksios ve David, Gürcü kıraliçesi Tamara’dan yardım ve destek alarak 1204 yılında bağımsız Komnenos kırallığını kurdular. Anadolu Selçuklu beylerine vergi ödeyerek yaşayan Komnenos kırallığı 1398 yılında Yıldırım Beyazıd’ın Samsun yöresini alması ile Osmanlı devletine vergi ödemeye başlar. 1458-1461 yılları arasında David Komnenos vergi ödemekten vazgeçtiği gibi, Akkoyunlu devleti hükümdarı Uzun Hasan’ın desteği ile Avrupa’dan yardım istemiş, yeni Haçlı seferlerinin düzenlenmesini talep ederek kendisinin de buna destek olacağını ifade etmiştir. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Trabzon’u alır. I. Dünya Savaşına kadar Osmanlı imparatorluğu egemenliğinde kalan kent, 14 Nisan 1916’da Ruslar tarafından işgal edilir. Ruslarla bir olan Rum ve Ermeniler yerli halka her gün işkence ederler. Şehrimiz 24 Şubat 1918 tarihinde Yüzbaşı Kahraman bey tarafından kurtarılıncaya kadar sayısız vatandaşımızı öldürürler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Üzerinde defalarca devletlerin kurulduğu,En son, 1917 yılında dahi, Rusların Trabzon sovyeti kurduğu,Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği,Yavuz Sultan Selim’in şehzadeliğinde sancak beyliği yaptığı,Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu,Ulu Önder Atatürk’ün apayrı bir önem verip 3 defa ziyaret ettiği,Hatta vasiyetinin bir bölümünü bu şehrimizde yazdığı,Karadeniz’in hiç batmayan güneşi Trabzon’a bir yaz sabahında yaş ortalaması 70 olan bir İngiliz gurup ile indik. Nerden bulduysa yaşlı bir İngiliz hanımın elinde eski Trabzon kartpostalları vardı. Tek tek resimlerini gördüğü yerleri gezmek istiyordu. Şimdi ben ona nasıl anlatırdım ki, “Elindeki resim başka, gezeceğin Trabzon başka. O konakların, camilerin çoğu yıkıldı, yerine işhanları, kocaman kocaman kondu apartmanlar yapıldı, medeniyet adına semtler tarumar edilip üçer beşer şeritli yollar yapıldı, evlad-ı fatihân yadigârı camileri bile bizzat cami yaptırma ve güzelleştirme dernekleri yıkıp, yerlerine yenilerini yapıyor.” Evet nasıl anlatabilirdim ki? Allah’tan turda Akçaabat var. Maçka var. Yayla evleri var. Günahımızın bir kısmını hiç olmasa örtbas edebileceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yukarı Hisar, Orta Hisar ve Aşağı Hisar diye 3 bölüme ayrılan tarihi Trabzon surlarından başladığımız gezimizde ilk durağımız Yukarı Hisar. MÖ. 2000 yıllarında yapılan bu surlar iç kaleyi koruyan ve akropol görevi gören şehrin en eski yerleşim birimi olduğu gibi, aynı zamanda şehrin içinde kapalı bir site idi. Doruğunda imparatorluk sarayı, etrafında soyluların ve prenslerin ikametgahları, onların etrafında da hizmetkar ve görevlilerin yerleşim alanları mevcuttu. Birbirine kapılarla bağlantılı olan surlardan Orta Hisardan Yukarı Hisara 2 kapı ile geçilirmiş. Şimdilerde ise cadde ile geçiliyor. Aşağı Hisara kadar olan bölümlerde, Şirin Hatun Camii, Musa Paşa Camii. Eski Hükümet Konağı, Fatih Camisi, Çifte Hamam, Zağanos Paşa köprüsü, Zağanos Burcu yer alır. Zağanos Burcunun yanından başlayıp Reşadiye Caddesi boyunca denize doğru inen ters L şeklindeki Aşağı Hisar’ın ise Sotka kapısı adı verilen 2 kapısı bulunur. Molla Siyah Camisi, Hoca Halil Camisi, Sekiz Direkli Hamam, Pazarkapısı Camisi, İskender Paşa Çeşmesi, Tophane Hamamı bu bölgededir. Surları gezerken, surlara dayanmış, surlarla iç içe geçmiş mimari zevkten nasibini almamış kondu mahallelerden de geçiyoruz. Bir eğimin üzerine kurulu olan Trabzonda zamanında şehrin bütün güzellikleri her yerden, her mekândan görünürmüş. Şimdi ise her bina arkasındaki binanın görünümünü kapatma yarışı başlayınca ortaya sahil boyunca uzanan yüksek yüksek binalar çıkmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Surların dışında kalan Gülbahar Hatun Camisinden başlamak gerek deyip başlıyoruz gezimize. Yavuz Sultan Selim’in annesi Dulkadırlı Türkmenlerinden Gülbahar sultandır. Türbesi de Orta Hisar surlarının batı çıkışında, Zağanos köprüsü yakınında Büyük İmaret (Gülbahar Hatun) Camisindedir. Zamanında büyük bir külliyeye sahip olan caminin mektep, medrese, hamam, imaret gibi yapılarından bugün eser kalmamış. Zaman mı hoyrat, insanlarımız mı hoyrat sorusu gezi boyunca hep aklımızda olacak. Beş küçük kubbe ile örtülü, beş bölümlü son cemaat yeri, büyük tek kubbeli harem kısmı, doğu ve batıda kubbeli zaviye odaları ile bina kendini tamamlar. Mihrabı ve minberi mermerden olup, iç mekândaki kalem işi süslemeler günümüzde hâlâ canlılığını korumakta.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Surların dışında kalan Yeni Cuma Camisine uğruyoruz bu sefer. 1500 yılında Cami-i Cedit adıyla camiye çevrilmiş, daha sonra adı Yeni Cuma Camisi olmuş. Camiye dönüştükten sonra kuzey bölümüne giriş yeri ve minare ilave edilmiş, taş işçiliğinin en güzeli mihraba, sade ahşap işçiliği ise minbere yansıtılmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sur içinde, Roma döneminde yerinde bir tapınak olan, Bizans döneminde ise Trabzon’un en büyük kiliselerinden biri olarak 10. yy. da inşa edilen 12., 13., ve 14. yy. larda tamir ve onarım gören Chrisokephalos kilisesi günümüzde Ortahisar da Fatih Camii olarak kullanılmakta. Komnenos krallığı döneminde metropolit kilise olarak hizmet veren, kıralların taç giyme törenlerinin yapıldığı camiyi bugün Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneği olarak dimdik ayakta durmakta. Zemin döşemesi altında kalan mozaik döşemesi ve duvarlarda sıva altında kalan freskleri bulunmaktadır. Ahşap minber ve taş mihrap Osmanlı işçiliğinin usta birer örneği olup, iç ve dış duvarlardaki kitabeler mükemmel bir hat sanatıdır. Fatih Sultan Mehmet’in 1461’de şehri fethettikten sonra ilk cuma namazını burada kıldığı söylenir. Fatih Camisi önünden geçen Mimar Sinan Caddesi üzerindeki Tabakhane Camisine uğramaya gerek yok. 1481’den 1511 yılına kadar Trabzon Sancak Beyi olan Yavuz Sultan Selim Hanın vakfiyesine ait olan bu yerde muhteşem bir cami varmış. Cami Yaptırma Derneği hiç acımadan yıkmış, yerine 10-15 yıl önce bu camiyi yapmış. İskender Paşa Vakfına ait Pazarkapı Camisinin başına gelenler de aynı olmuş. 1891 yılında yapılıp, işlevini hala sürdüren o şaheser Değirmendere köprüsünün 20 metre ötesine yapılmış o abuk köprüyü anlayamadığım gibi, bu Cami Yaptırma Derneklerinin yaptıklarını da anlayamıyorum. Mimar Sinan Caddesi üzerinden Kahraman Maraş Caddesi’ne çıkıp, sur içindeki Molla Siyah Camisine gitme zamanı geldi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Eski kartpostallardaki Trabzon sahil panoramasının yerinde boydan boya devlet sahil yolu uzanmakta. Yol inşaatında bütün o konaklar, camiler, evler yıkılmış. Hatta Roma imparatoru Hadrianus’un yaptırdığı liman bile sular altında kalmış. Çarşıdan geçerken Trabzon işi dokumalar, Trabzon hasırı altınla başlayan pazarlıklarda gümüşle biten bilezikler, bakır sahan ve sosluklardan oluşan alışverişimizi yaptık, yemeğimizi yedik. Sonra Ayasofya Kilisesini, Atatürk Köşkünü, Kızlar Manastırını gezip turun 1. gününü bitirdik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ayasofya Kilisesi şehrin batı ucunda, sahil kara yolu üzerinde ve günümüzde müze olarak hizmet vermekte. Komnenos kırallarından I. Manuel tarafından 13. yy.da manastır kilisesi olarak inşa edilmiş, Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüştür. Rus işgali sırasında askeri depo olarak kullanılan cami, l960’ların başında restore edilerek hizmete açılmış. Sivil mimari örneği olan Atatürk Köşkü Müzesi zengin bir Rum tarafından saçakları ahşap işlemeli taş bina olarak inşa edilmiş, 1923 yılında hazineye kalmış. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk 1924, 1930, 1937 yıllarında şehri 3 kez ziyaret ettiğinde bu köşkte misafir olmuş, hatta vasiyetinin bir bölümünü bu köşkte yazmış. Trabzon’a gidince ziyaret edilmeden dönülmemesi gereken ender yerlerden biri Atatürk Köşkü. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Şehrin doğusunda Boztepeye çıkan yol üzerinde bir manastır olan Kızlar Manastırını ziyaret ediyoruz. Etrafı dünyanın her yerinden gelmiş kıyamet gibi yabancı ile dolu. Bir kaya şapelinin etrafına inşa edilen ve geniş bir alana yayılan manastır 12. yy. da III. Aleksios tarafından yaptırılmış. 19. yy. da geçirdiği tamir ve onarım sırasında ilaveler yapılmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bir telâş geziyi bitirdikten sonra otele gidip dinlenmemiz, 2. gün Sümela manastırı turuna hazırlanmamız lâzım. Maçka ilçesinin güneyinde Karadağ’ın yamacına yapılan manastırın halk arasında adı Meryem Ana Manastırıdır. Efsaneye göre Atinalı Barbaras ve Saophronios rüyalarında Meryem Anayı görürler. Meryem Ana onlara bir kilise yapmaları gereken yeri tarif eder. Deniz yolu ile yanlarına St. Luka’nın yaptığı rivayet olunan bir tabloyu alarak buraya gelen yeğenler 375-392 yılları arasında ilk kaya kiliseyi kurarlar. Komnenoslar devrinde III. Aleksios 17 metre yüksekliğin de, 40 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde, 72 odalı manastırı yaptırır ve kiliseye hediye eder. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Trabzon Türkler tarafından fethedildikten sonra Osmanlı sultanları kilise ve manastırın haklarına asla dokunmamışlar, hatta haklarını özgürce kullanabileceklerine dair fermanlar çıkarmışlardır. Yarım saatlik bir patika yolu tırmanarak gidilen manastırın 19. yy.da yapılan ilâve ve süslemelerinde Türk sanatının etkileri görülmektedir. Yine Maçka ilçesinin dışında ıssız bir bölgede Yahya Peygambere atfen yapılan Vazelon Manastırı inşa tarihi bilinmemekle beraber 20.yy.a kadar bölgenin en zengin ve etkili manastırı olup, şehrin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşayışını etkileyici bir rol üstlenmiştir. 19. yy.da tamir ve onarım gören bina 1923 yılına kadar faaliyetini sürdürmüş, o yıl terkedilmiştir. Oldukça tahribata uğrayan manastır Kiremitli köy sınırlarında bir kayalığın önündeki kilise, topluluktan ayrı olarak inşaa edilmiş bir şapel, 3 katlı öğrenci odaları ve çeşitli hizmet birimlerini yerine getiren binalardan oluşur. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Trabzon kuyumcularının ne kadar usta olduğunu anlatırken, Kanuni Sultan Süleyman’ın da kuyumculuk sanatını burada öğrendiğinden bahseder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Konstantin nâm bir Rûmînin şâgirdi olup,Süleyman Han üstâd zerger olmuşdı...der. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;3 günlük Trabzon turumuzun 3. günü yayla şenliklerinde idik. Sımsıkı, gümbür gümbür, yemyeşil bulut deryası ormanlardan geçerek Akçaabat Hıdırnebi obası şenliklerine bizler de katıldık. Mimari dokusunu bozmamış Akçaabat’ta yörenin kendine özgü Akçaabat köfteleri yenmeden geçilmez dedik ve öğlen yemeğimizi burada yedik. Kemençe ile horon teperken, ayağımızın her yere hızla basışında, sonra başımızı yukarı kaldırışında, yöre halkının neden horonu bu kadar zevkle, sabahtan akşama kadar durmadan, çözülmeden oynadığını bir kere daha anladım. Her ayağı sımsıkı yere basışta ‘Bu toprak benim’ mutluluğu, başı yukarı kaldırışta ise ‘Allah’a şükretmenin’ sevinci vardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Gazetelerdeki yabancı ülkelere yapılan tur ilânlarına ola ki kanmayın. Oralarda olanların hepsi bir arada Trabzon’da var. Bence yabancıdan çok yerli turisti Trabzon’da görmenin zamanı çoktan geldi bile. Onlar da gelsin, gayet tabii ki gelecekler de; hiç bir şey demiyorum. Ama bizi bizden çok tanıyıp, Anadolu’yu bizden çok gezmeleri de bizler için biraz ayıp oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;Banu ERKMEN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: Ufuk Ötesi Gazetesi / &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ufukotesi.com/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.ufukotesi.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-6064928908274302301?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/6064928908274302301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=6064928908274302301' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6064928908274302301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6064928908274302301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/gezi-trabzon.html' title='Gezi / Trabzon'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/Rymwo_jx_pI/AAAAAAAAACk/3G4kb0Fu8WU/s72-c/banuozdemir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6966148995520669443.post-6826586947512521783</id><published>2007-11-01T03:41:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T15:28:24.143-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fetih'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='M.Nihat MALKOÇ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fatih'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzon'/><title type='text'>Trabzon Fetih Tarihi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RymutPjx_oI/AAAAAAAAACc/FJUBNGb4jsw/s1600-h/nmalkoc.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127821743031975554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RymutPjx_oI/AAAAAAAAACc/FJUBNGb4jsw/s400/nmalkoc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Trabzon,Türk-İslâm coğrafyasının en köklü yerleşim yerlerinden biridir.Pek çok millete ve medeniyete ev sahipliği yapan bu güzide şehir,26 Ekim 1461 yılında İslâm topraklarına dahil edilmiştir.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;İstanbul’u gayri müslimlerin elinden alarak İslâm diyarı yapan ve sonuçta Peygamber Efendimizin övgüsüne mahzar olan Fatih Sultan Mehmet,ikinci büyük başarısını Trabzon’u fethederek göstermiştir.Bundan 543 yıl önce Trabzon’u fethetmek gayesiyle Zigana Dağı’na gelerek planlar yapan Fatih’e,annesi Sara Hatun: “Hey oğul!Bu Trabzon’a bunca zahmet nedendür?Trabzon nedür ki,andan ötürü Şehsuvar-ı Saltanat piyade olup pür taab ola?” diyerek onu bu niyetinden caydırmak istemiştir.Bu söz üzerine,çağ açıp çağ kapayan Koca Fatih şu anlamlı cevabı vermiştir:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;“Trabzon’u fetihten maksat,kale fethetmek ve servet kazanmak değildir.Buraları müslümanlara vatan yapmak,Allah’ın rızasını ve cihad sevabını kazanmaktır.Bu zahmet din(İslâm) içindir.Bundan ötürü çektiğimiz sıkıntılardan daha çoğunu da çeksek yine azdır.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Trabzon,tarihî İpek Yolu’nun üzerindedir.Ayrıca Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan kapısıdır.Bu nedenlerle bu güzide şehrin fethi Türk siyasî tarihi açısından çok önemlidir.Bilindiği gibi Trabzon,Rumlar’ın merkeziydi.Burayı bir üs olarak kullanıyorlardı.İflas eden Rum ordusu Trabzon’u bir sığınak ve tükenmemiş olduklarının ispatı olarak görüyorlardı.Fatih’in muazzam zaferi Rumlar’ın bu kozunu da ellerinden çekip aldı.Son küfür kalıntıları da Anadolu’nun mukaddes topraklarından silinmiş oldu.Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya vurduğu Türk-İslâm mührü daha da pekişmiş oldu.Fatih Sultan Mehmet bir mücahitti.Savaş bilgisi olağanüstüydü.Manevî terbiyesini Molla Güranî ve Akşemseddin gibi erenlerden almıştı.Nefsini İslâm potasının saf ikliminde eritmişti.Bir güzel gazelinde fetihlerden ne amaçladığını,hedefinin ne olduğunu şöyle dile getiriyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;“İmtisâl-i Câhidû-fillâh oluptur niyyetüm&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Din-i İslâm’un mücerred gayretidür gayretüm(1)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Fazl-ı Hak u himmet-i cünd-i ricâlullâh ile&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;“Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm(2)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Enbiyâ vü evliyaya istinâdum var benüm&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Lütf-i Hak’tandur hemân ümmîd-i feth ü nusratum(3)”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;(1.Gayem , “Allah uğrunda,Onun için hakkıyla savaşınız” ayetine bağlı kalmaktır.Gösterdiğim gayret de ,İslâm dininin emrettiği gayretlerdendir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;2.Yüce Allah’ın lütuf ve yardımları,O’nun sevgili kullarının himmetiyle donanmış askerlerin gayretleriyle,niyetim kâfirleri baştan başa bozguna uğratmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;3.Ben,peygamberlere,din büyükleri velilere güveniyorum,kendimi onlara dayamışım.Benim fetih ve zafer ümitlerim Allah’ın yardımlarıyla gerçekleşecektir.)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Önce İstanbul,sonra Trabzon bu gaye ve doğrultuda fethedilerek Türk-İslâm topraklarına &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;katıldı.Allah’a güvenen ve onun gösterdiği yoldan gidenler er geç zafer müjdesine nail olurlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Fatih’in iman gücü büyüktü.Onun azimli mücadelesi karşısında Trabzon Rum İmparatoru David &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Komnen tutunamadı.Kısa zamanda şehri Fatih’e teslim etmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;Şehzadeler şehri Trabzon’un fethiyle beraber Anadolu birliği sağlanmış oldu.Karadeniz bir Türk gölü hüviyeti kazandı.Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmed,zorlu fetihten sonra ilk Cuma namazını, o zamanki adıyla Yeni Cuma Kilisesi’nde kıldı.Böylece feth-i mübinin manevî yönü de tamamlanmış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Nihat MALKOÇ / e-mektup: &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:mnihatmalkoc@hotmail.com"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;mnihatmalkoc@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.turksiiri.org/"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;http://www.turksiiri.org&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6966148995520669443-6826586947512521783?l=trabzonlobisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/feeds/6826586947512521783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6966148995520669443&amp;postID=6826586947512521783' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6826586947512521783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6966148995520669443/posts/default/6826586947512521783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://trabzonlobisi.blogspot.com/2007/11/trabzon-fetih-tarihi.html' title='Trabzon Fetih Tarihi'/><author><name>Trabzon Lobisi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_67-TE-YfxA0/RymutPjx_oI/AAAAAAAAACc/FJUBNGb4jsw/s72-c/nmalkoc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
